Saçlı deriden alınan beyin elektriksel aktivite kaydının analiz edilerek farklı frekanstaki dalgaların beyin üzerindeki dağılımını gösteren ve bu şekilde beynin çalışması hakkında dolaylı bilgi sağlayan bir tekniktir. CEEG, terapi sonrasında da yinelendiğinde, terapi ile sağlanan olumlu değişimi gösterebilmektedir. Örneklerdeki terapi öncesi ve terapi sonrasında elde edilen profillerden de anlaşılacağı gibi, terapinin beyin kimyasındaki düzensizliği giderdiği biyoelektriksel aktivite kaydı ile gözlemlenebilmektedir.

Birçok ruhsal rahatsızlık beyin hastalığı olduğuna göre beyin işlevini anlamak ve izlemek etkin bir tedavi için önem taşımaktadır. Depresyon tedavisinde psikolojik veya sosyal boyutla birlikte biyolojik boyutun izlenmesi tedaviye dirençli durumlarda özellikle değerli ve önceliklidir.

Erişkin, genç ve çocuklarda beyin işlevlerini ölçerek tedavi, psikiyatride özlenen ve hedeflenen bir amaçtır. Beyindeki biyolojik süreçlerin son ürünü olan biyoelektrik faaliyeti QEEG ile ölçmek mümkündür. Bu konuda çok sayıda geçerlilik, güvenirlilik çalışması yapılmıştır. Mevcut biyolojik göstergelerin içerisinde en kullanılabilir yöntemdir.

QEEG kaydı yapılıp analiz edilmeden NEUROFEEDBACK uygulanamaz.

CEEG – MAP çekiminin hastalara yararları

  • Psikiyatrik hastalıkların birer beyin hastalığı olduğu artık bilinmektedir.
  • Beyindeki süreçlerden elektriksel süreci ölçmek beyin işlevi hakkında genel bilgi verir.
  • Biyoyararlılık takibinde kullanılır. Tedavinin ve kullanılan ilacın beyinde yaptığı biyolojik değişimler görülür. Sonuç hekim tarafından yorumlanır.
  • Gerekiyorsa Farmako EEG uygulaması ile ilaca beynin 1-3 saatlik cevapları test edilir.
  • Beyin Haritalanması; lokalizasyon değeri (bölgesel) olan EEG türüdür.
  • Nörobiyofeedback (bir psikoterapi tekniği) için ise elektrotun beynin hangi bölgesine bağlayacağını gösterir.

CEEG – MAP çekiminin sakıncaları var mı?

Kişinin beyninin ürettiği sinyalleri kaydeder beyne dış uyarı vermez. Laboratuar aracıdır; tedavi amaçlı değildir. Bu nedenle bilinen hiçbir sakıncası yoktur.

CEEG – MAP kime çekilir?

Hekimin uygun gördüğü her hastaya çekilir.

Bu konuda uluslararası çalışmalar var mıdır?

Kantitatif EEG olarak bilinen bu sistem ABD’de 2 büyük organizasyonun etkinliği ile sürmektedir. Aşağıdaki web sayfalarından ayrıntılı bilgi edinilebilir.
www.ecnsweb.com,
www.isnr.org

QEEG /MAP Protokolü

1. QEEG Beyin biyoelektrik faaliyetinin ölçümü ile ilgili tanı koydurucu değil, tanıyı güçlendirici bir tekniktir.
2. Tercihe bağlı beyin inceleme tekniği olup hekim isteği ile çekim yapılır.
3. Klasik EEG’de beyinde biyoelektrik aksamalardan anormal potansiyel ve epileptik odak varlığı haklarında bilgi verirken QEEG bilgisayar teknolojisi kullanılarak daha ayrıntılı bilgi vermektedir.
4. Klasik EEG analog kayıt okunarak değerlendirilir. QEEG sayısal formata çevrilmiş ve lokalizasyon değerlendirilmesi yapılmış bir EEG’dir.
5. Frekans analizi, Hemisfer asimetrisi, Koherans analizi gibi psikiyatrik anlam olan bilgiler verir. Beyin haritalanması ile de lokalizasyon yorumu yapılır.
6. İlk çekimden sonra üç ay içerisinde yapılan ikinci çekim İlk çekimin devamı gibi değerlendirilir (Hastaya finansal olarak yansıtılmaz).
7. QEEG çekiminden en az 12 saat önce psikotrop ilaç alınmamalıdır. Kullanılan ilaçlar çekimden önce kaydedilmelidir. Saçlar temiz olmalıdır.
8. Temiz çekim elde edebilmek için sessiz, hareketsiz, yalıtılmış ortam gerekir.
9. Sonuç yazılı rapor halinde verilir.
10. Farmako EEG yapılırsa ilaç aldıktan 3 saat sonraki haritalama için ikinci QEEG çekimi birincinin devamı olarak kabul edilir.
11. Klinik anlamı:
QEEG/MAP klasik nörolojik kullanımdan farklı olarak klinik uygulamalara katkı sağlar. Beyin biyolojik aktivitelerinin son ürünü olan biyoelektrik aktiviteyi ölçer. Bu nedenle beyin disfonksiyonu hakkında yordayıcılık değeri klasik EEG’ye göre daha yüksektir. Haritalama ile lokalizasyon, amplitüd asimetrisi ile hemisferik asimetriyi ve Koherans ile de senkronizasyonu tahmin edebiliriz.
Not: Bu protokol hekimlere ve sağlık personeline yöneliktir.

QEEG Nerelerde Kullanılır?

Depresyon ve panik bozukluk başta olmak üzere pek çok psikiyatrik hastalığın biyolojik boyutu bilimsel araştırmalar ile doğrulanmıştır. Beyinde bazı alanlarda biyokimyasal düzensizlikle bu hastalıklar arasındaki ilişki laboratuar çalışmalarında gösterilmiştir. Ancak insan beynin olağanüstü karmaşık yapısı ve “dokunulmazlığı” bu ilişkinin ayrıntılı biçimde çözümlenmesinin önünde güçlü bir engel oluşturmaktadır. İnsan beyni direkt olarak görülemediği, diğer organlarda olduğu gibi bir parçası alınıp incelenemediği için araştırmacılar beynin çalışması hakkında “dolaylı” olarak bilgi verebilecek tekniklerden yararlanmaktadırlar.

Biyoyararlılık

İnsan beynine etkili kimyasal bir maddeler olan psikotrop ilaçlar “uygun kişiye, uygun zamanda uygun şekilde verilmelidir” Özellikle senelerce kullanılacak bir ilacın biyoyararlığını (“bioavailibility”) test etmemizin klinik önemi çok büyüktür.

Depresyon, Panik Bozukluğu, Hafıza Kayıpları, Demanslar, Alkolizm, Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu gibi birçok Nöropsikiyatrik hastalıklarda yardımcı bir yöntemdir.

The role of quantitative electroencephalography in child and adolescent psychiatric disorders 
Robert J. Chabot, PhDa, Flavia di Michele, MD,
Leslie Prichep, PhD 

Psikiyatri Departmanı, Beyin Araştırma Laboratuvarları, New York Üniversitesi Tıp Fakültesi (Department of Psychiatry, Brain Research Laboratories, New York University School of Medicine), 462 First Avenue, OBV—Room 884, New York, NY 10016, ABD
bNörobilim Departmanı, Tor Vergata Üniversitesi, (Department of Neuroscience, Tor Vergata University), IRCSS, 00133 Rome, St. Lucia, İtalyacNathan Kline Psikiyatri Araştırma Enstitüsü (Nathan Kline Institute for Psychiatric Research), Orangeberg, NY 10962, ABD

Bu makalede elektroensefalografi (EEG) ölçümüyle ilgili kompütürize yöntemler ve normal bir popülasyonla psikiyatrik ve nörolojik bozukluğu olan spesifik hastaların karşılaştırılmasıyla elde edilen EEG özelliklerinin klinik kullanımı yer almaktadır. Makalede klinisyenleri bilgilendirmek amacıyla, kantitatif EEG (qEEG) çalışmalarının güncel durumu değerlendirilmiştir. Her ne kadar makalenin odaklandığı konu, qEEG’nin çocuk ve ergenlerde görülen psikiyatrik bozukluklardaki kullanımını içerse de, giriş kısmında erişkinlerdeki ilişkili psikiyatrik ve nörolojik bozukluklardan elde edilen qEEG bulguları özet halinde sunulmuştur. Çocuk ve ergenleri kapsayan qEEG çalışmaları, bir kaç istisna dışında, dikkat veya öğrenme sorunu yaşayan kişilerle sınırlı tutulmuştur. Özet halinde verilen, erişkin psikiyatrik popülasyonlarıyla ilgili pek çok qEEG çalışması, çocukluk bozukluklarıyla ilgili bilgilerimizi etkileyebilecek açılımlar sağlamaktadır. Makalenin başlangıç bölümlerinde ayrıca qEEG gelişimiyle ilgili bir tartışma, klinik kullanımına dair tartışmalı konular ve önemli metodolojik meselelerin bir özeti yer almaktadır.

qEEG’nin klinik kullanımları Amerikan Medikal Elektroensefalografi Derneği’nin (American Medical Electroencephalographic Society) [1] bir makalesinde (position paper) tanımlandı. Bu kullanımlara, altta yatan beyin disfonksiyonuna bağlı olarak, organik bir bozukluğun saptanması, ayırıcı tanı koymadaki roller ve epileptik kaynak lokalizasyonu dahildir. Uygun ilaç seçiminin belirlenmesinde, tedavi cevabının takibinde ve spesifik psikiyatrik bozuklukların altta yatan sebebinin betimlenmesinde olası rollerini belirtiyoruz. Bu makalede qEEG’nin güncel durumu ve çarpıcı meseleler üzerindeki etkisi ele alınmaktadır.

Psikiyatrik ve gelişimsel bozuklukların tekrarlanabilir nörofizyolojik indekslerine ilişkin en büyük bulgu, qEEG çalışmaları tarafından sağlanmıştır. Elektrofizyolojik değerlendirmede, klinik, hastane veya özel ofislerde rahatlıkla bulunabilen nispeten basit ve ucuz ekipman kullanıldığı için, en pratik ve en ekonomik nörogörüntüleme yöntemi olarak kabul edilmektedir. Özel amaçlı qEEG analitik algoritmaları satın almak mümkündür. Mesleki dernekler ve ekipman üreticileri tarafından, verilerin toplanma, analiz ve yorumlanmasında medikal eğitim akreditasyonu olan eğitim atölyeleri tertiplenmektedir. Ayrıca Amerikan Medikal EEG Derneği (American Medical EEG Association) ve  Amerikan Klinik Nörofizyoloji Kurulu (American Board of Clinical Neurophysiology) tarafından sertifika sınavları yapılmaktadır.

Önemli teknik terimler şu şekilde tanımlanmıştır:
Yaygın olarak kullanılan dört EEG frekans bandları şunlardır (1) delta (1.5–3.5 Hz), (2teta (3.5 –7.5 Hz), (3) alfa (7.5–12.5 Hz), and (4) beta (12.5–
25 Hz). Toplam güç, 1.5’den 25 Hz’ye varan bir frekans aralığını temsil eder.
Mutlak güç: her frekans bandında ve her elektrot bölgesinde kaydedilen EEG’nin total frekans spektrumundaki ortamala güç miktarıdır (mV2 ).

Rölatif güç: Her elektrot bölgesinden gelen spektrumdaki her frekans bandının katkıda bulunduğu total güç yüzdesidir. Bu özellikler, elektrik sinyalinin total gücünden bağımsız olarak, frekans kompozisyonunu tanımlar. Örneğin, rölatif alfa gücü, her elektrot bölgesinde total alfa gücünün total güce oranıdır.

Güç asimetrisi: İnterhemisferik: Her frekans bandında iki hemisferin karşılık gelen (homolog) bölgeleri arasındaki ve tüm frekans bandları boyunca total güce göre mutlak güç oranıdır. İntrahemisferik: Her frekans bandında bir hemisfer içerisindeki bölgeler arasındaki ve total güce göre mutlak güç oranıdır. Bu şekilde “hemisferler arasında/ veya içerisinde gözlenen aktiviteler ne kadar benzerlik taşır”sorusuna gönderme yapılır.

Koherans: İnterhemisferik: Tüm frekans spektrumuna göre ve her frekans bandı için ayrı olarak, karşılık gelen beyin bölgelerindeki elektriksel olayların senkronizasyon miktarıdır. Intrahemisferik: Tüm frekans spektrumuna göre ve her frekans bandında hemisfer içerisindeki bölgeler arasındaki elektriksel olayların senkronizasyon miktarıdır. Bu şekilde “gözlenen aktivite ne kadar senkronizedir?” sorusuna gönderme yapılır.

Ortalama frekans: Üstünde veya altında aynı miktarda güç olan, tüm spektruma göre veya her bir band içindeki frekanstır. Bu şekilde “Güç konsantrasyonu her frekans bandının—veya tüm frekans spektrumunun—neresinde?” sorusuna gönderme yapılır.

Tarihsel perspektif: elektroensafalogramın kökeni

Çeşitli EEG frekans bandlarının kökenine dair yapılan bir araştırma, anatomik olarak kompleks düzenleyici sistemlerin EEG güç spekrumun üretiminde rol oynadığını ortaya koymuştur. Beyin sapı, talamik ve kortikal süreçler belli başlı tüm nörotransmitterleri kullanarak bu düzenlemeye aracılık ederler [2–5]. Sağlıklı kişilerde normal olarak üretilen beyin süreçlerinin kordinasyonu göz önüne alındığında, EEG güç spektrumunun insanlar için uygun olduğu ileri sürülebilir. Bu olgular, EEG frekans ölçümlerinin, psikiyatrik bozukluklarda anormal olduğuna inanılan beyin disfonksiyonlarına karşı duyarlı olabildiğini düşündürür. İnsan EEG’sindeki normal varyasyonla ilgili çeşitli ikiz ve aile çalışmaları yapılmıştır. Yakın zamandaki bir değerlendirmede, EEG parametrelerinin çoğunun büyük ölçüde genetik olarak belirlendiği sonucuna varılmıştır [6]. Genetik belirlemenin etki büyüklüğü, dört EEG frekans bandı için %76 ile % 89 arasındadır [7]. Ayrıca teta, alfa ve beta koheransındaki varyansın yaklaşık % 60’ı genetik faktörler yoluyla açıklanmıştır. Çevresel faktörler, koheranstaki varyasyon üzerinde etkili değildir [8]. Başlangıç qEEG çalışmaları, doğumdan erişkinlik çağına kadar delta, teta, alfa ve beta frekans bandlarının ortalama gücünde sistematik değişiklikler olduğunu ortaya koymuştur [9]. Tekrar çalışmaları, yaşla birlikte meydana gelen bu sistematik değişiklikleri doğrulamakla kalmamış, normal işleve sahip İsveçli çocuklar ile beyaz veya siyah A.B.D.’li çocukların EEG’leri arasında anlamlı bir fark olmadığını da ortaya koymuştur [10]. qEEG bulgularının tekrarı ve kültürel bağımsızlığı, çalışmaların Barbados, Çin, Küba, Almanya, Hollanda, Japonya, Kore, Meksika, Hollanda, İsveç, A.B.D. ve Venezuella’yı kapsayacak şekilde geniş tutulmasına imkan vermiştir [11–24].

Normatif qEEG tanımlayıcılarının kültürel ve etnik faktörlerinden bağımsız oluşu, yaş, köken veya arka plana bakılmaksızın kişilerdeki beyin bütünlüğünün objektif olarak değerlendirilmesine imkan verir. Pozitif bulgu insidansının, sağlıklı, normal işlevi olan kişilerdeki normatif veri tabanından farklı, test-yeniden test güvenilirliğine sahip, olasılık seviyeleri içerisinde olduğu defalarca ortaya konmuştur. Normatif veriler, standardize, uluslararası 10/20 sisteminde her elektrot pozisyonu için 1-95 yaş aralığını kapsayacak ve mutlak güç, rölatif güç, ortalama frekans, koherans ve simetri ölçümlerini içerecek şekilde genişletilmiştir [25–27].

Tartışmalı Konular 

A.B.D. psikiyatrisinde qEEG’nin sınırlı kabul görmesi, büyük ölçüde iki temel faktöre bağlanabilir. İlki, psikiyatri hastalarında qEEG çalışmalarının sonuçlarını bildiren makalelerin çoğu, psikiyatristler tarafından geniş çapta okunan dergilerde değil de, özel elektrofizyoloji veya beyin araştırma yayınlarında yer almıştır. Psikiyatri hastalarının qEEG anomali kayıtları, nonspesifik olarak değerlendirilmiş ve psikiyatri asistanlarının veya tıp öğrencilerinin müfredat programına dahil edilmemiştir. İkinci olarak, 1989’dan beri, psikiyatride qEEG kullanımı hakkında mesleki dergilerde [28] Amerikan EEG Derneği, Amerikan Nöroloji Akademisi ve Amerikan Psikiyatri Birliği gibi mesleki örgütler tarafından şüpheci iddialara yer verilmiştir. Bu iddialar, yayınlanmış qEEG bulgularının ümit verici olduğu, buna karşın klinik kullanımı belirlenmeden önce ileri araştırma gerektirdiği yönündeydi. Bu olumsuz sonuçlar, Amerikan Nöroloji Akademisi, Amerikan Klinik Nörofizyoloji Derneği ve bir uzman panelinin alt komiteleri tarafından sunulan bir raporda yinelenmiştir [29].

Bununla birlikte, bu komiteler tarafından değerlendirilmemiş, çok sayıda iyi çalışmadan ve yakın zamanlarda tamamlanmış çeşitli çalışmalardan elde edilen bulgular, çocuk psikiyatrisinin çeşitli alanlarında qEEG’nin geçerliliği ve klinik kullanımı hakkında önemli ilave destek sağlamaktadır. Amerikan Medikal EEG Birliği (American Medical EEG Association) yakın zamanda psikiyatri pratiğinde qEEG’nin klinik değeri hakkında olumlu bir açıklama yayınlamıştır [1]. Ayrıca Amerikan Psikiyatrik Elektrofizyoloji Birliği (American Psychiatric Electrophysiological Association), çeşitli psikiyatrik hastalıkların tedavisinde güncel qEEG kullanımını değerlendirmek üzere bir komite tayin etmiştir. Son yirmi yıl içerisinde yayınlanmış, psikiyatri hastalarında yapılmış 500’ün üzerinde qEEG ve konvansiyonel EEG çalışmasının kapsamlı olarak değerlendirilmesi sonrası, Amerikan Psikiyatrik Elektrofizyoloji Birliği’nin (American Psychiatric Electrophysiological Association) Yönetim Kurulu tarafından Mayıs 1996 tarihinde bu olumlu rapor benimsenmiştir.

Son zamanlarda yapılan bir çalışmada, qEEG bulgularının özgüllüğü sorgulanmıştır. Çalışmada, 100 kişilik normal kontrol grubunun EEG’leri ile 67 kontrol ve 22 farklı psikiyatrik veya nörolojik tanısı olan 340 hastadan oluşan, bağımsız bir örneklemden alınan EEG’ler karşılaştırıldı [30]. Yazarlar, delta ve tetadaki mutlak ve rölatif güçteki azalmaların, kortikal atrofiyle ilişkili beyin disfonksiyonunun spesifik belirtileri olduğu, buna karşın herhangi bir spesifik bozukluk için patognomik olan, spesifik bir qEEG paterni saptanamayacağı sonucuna vardılar. Her ne kadar bu ilginç bir çalışma olsa da, ulaşılan bu sonucu geçersiz kılan ciddi bir hata söz konusuydu. Herhangi bir spesifik bozukluk için grup büyüklüğü oldukça sınırlıydı. En büyük grup 57 hastadan oluştu ve dokuz gruptaki hasta sayısı 10’un altındaydı. Açıkçası bu sayılar spesifik bulgu edinimi için çok küçüktü. İşin ilginç tarafı, normal kontrollerin % 11.9’unda anormal qEEG bulguları kaydedildi. Bu durum normal veri tabanındaki kişilerin sayıca yetersiz olduğunu düşündürdü. Ayrıca, derginin aynı sayısında bu bulguları destekleyen bir editoryal (editör yazısı) yer aldı [31]. Bu editoryalde qEEG araştırmasına dair yinelenen potansiyel problemlerle ilgili genel ifadelere yer verildi. Bu problemler, EEG filtre ayarları, artifaktların dahil edilmesi veya dışlanması, uykululuk, yaş etkileri ve ilaç etkilerinden oluştu . Ayrıca üzerinde çalışılan hasta popülasyonlarının büyüklüğü ile karşılaştırıldığında, qEEG değişkenlerinin çokluğundan kaynaklanan istatistiksel problemler mevcuttu. Söz konusu editoryal, tuhaf bir şekilde çalışmanın küçük örneklem büyüklüğü gibi majör bir problemden mustarip oluşundan övgüyle bahsetmekteydi Bu eleştirilerin her birini makalemizin metodolojik kısmında ele aldık. qEEG’nin kayıt toplama ve analizi için uygun bir yöntem seçildiği ve normal bir veri tabanı kullanıldığı takdirde, biz bu tarz eleştirilerin etkin bir biçimde bertaraf edileceğini savunuyoruz. Mevcut makalede qEEG araştırma bulgularının güncel durumu, yukarıda tanımlanan eleştiriler bağlamında yeniden değerlendirilmektedir.

Bu makalenin hedefi, bilimsel veriler temelinde qEEG’nin çocuk ve ergen psikiyatrisindeki klinik değerini gün ışığına çıkaracak, bugüne kadar yayınlanmış ilgili araştırmaların tümüne dair güncellenmiş ve kapsamlı bir değerlendirme sunmaktır.

Kantitatif elektroensefalografi ile ilgili metodolojik meseleler

Nörometrik qEEG metodolojisinin gelişim, tekrarlanma, geçerlilik ve hassasiyetine dair şunlar söylenebilir: Nörometrik qEEG normatif veri tabanı yayınlanmıştır ve bu tekniğin kullanımı ile ilgili bulgular geniş çapta tekrarlanmıştır. Neurometrics, normatif veri yayınlamış yegane qEEG teknolojisidir ve A.B.D. Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylanmıştır. Detayların tümü bir başka yerde yayınlanmıştır [11,25,26,32]. Nörometrik analitik yöntem, qEEG’ye dayalı beyin fonksiyonunun objektif değerlendirmesine imkan sağlar. Bu yöntemin ilk baştaki gelişimi,  Research Applied to National Needs Program of the National Science Foundation ve Bureau of Educational Handicapped of the US Office of
Education’dan sağlanan burslarla desteklenmiştir. qEEG’ye dair önceden tanımlanmış eleştirileri bertaraf etmek için, aşağıdaki önemli metodolojik meselelerin anlaşılması gerekmektedir.

Normatif veri tabanı

Nörometrik normatif veri tabanı, mültidisipliner muayeneler yoluyla fonksiyonunun normal olduğu onaylanmış, yaşları 6 ile 90 arasında değişen, 650 kişiden alınan EEG kayıt ve özelliklerini içerir [25]. Her yaşta güvenilirlik için gerekli olan denek sayısı istatistiksel olarak belirlenmiş ve tutarlı split half  replikasyonlar elde edilene kadar arttırılmıştır. Farklı yaşlar farklı N’ler gerektirdiği için, dinamik bir örneklem talebi söz konusuydu. Örneğin, beyindeki matürasyon değişikliklerinin hızlı olduğu 6 ile 13 yaşlar arasında, N’ler daha büyükken, frontal beyin bölgelerinin erişkin seviyelerine yaklaştığı, adolesan çağının ileri yaşlarında da durum böyleydi [33].

EEG’nin (qEEG) spektral analizi yoluyla artifakttan arındırılmış verilerden kantitatif özellikler elde edildi. Normal (Gaussian) dağılımlar elde etmek için log transforme edildi. Yaş regresyonu yapıldı. Bu özellikler, qEEG veri tabanındaki her özelliğin dağılımına nispeten istatistiksel olarak değerlendirildi[27,34]. Sadece artifakttan arındırılmış EEG’nin dahil edilmesi ve uykululuk gibi hasta durumdaki değişikliklere karşı önlem alma konusunda büyük özen gösterildi. Tüm özellikler Z skorlarına transforme edildi ve normatif değerlerden standart sapmalar şeklinde ifade edildi. Bu durum, bir kişiden elde edilen ölçümlerin, istatistiksel olarak normal yaş limitlerinin dışında yer alma ihtimalinin objektif olarak değerlendirilmesine izin verir. Analiz için artifakttan arındırılmış EEG segment seçiminin önemi ve log transformasyon kullanımı vurgulanmalıdır. Bu prosedürler takip edilmediği takdirde, önceden yöneltilmiş olan eleştiriler geçerli kılınmış olur. Örneğin, qEEG normal kontrol grupları, çok defa yaşları bir ya da birkaç on yılı kapsayan kişilerden elde edilen, referans veri örneklemine dayandırılır. Nörometride, yaş-regresyon tekniklerinin kullanımı, denekle tamamen aynı yaştaki kişilerden beklenen aralık tahminini sonuç verir. Z skorunun, öngörülen normatif değer ile kişiden elde edilen değer arasındaki farka göre hesaplanması, bu tarz bir değerin sağlıklı bir emsalden şans eseri elde edilebilme ihtimalini ortaya koyar. İleri istatistiksel analizler için özellik seçiminde sadece anlamlı Z değerlerinin kullanımı, veri azaltımında ilk etkin adım olarak kabul edilebilir. Nörometrik qEEG’nin test-yeniden test güvenilirliği, büyük bir örneklemde yoğun, kısa ve uzun süreli takip çalışmaları yoluyla teyid edilmiştir [35]. Her ne kadar normatif veri tabanları hakkındaki endişe geçerli olsa da, önceden tanımlanmış, yaygın bağımsız replikasyonlar nörometrik normatif veri tabanının kullanımı hakkında güven verir. Cinsiyet yoluyla özellik dağılımlarının istatistiksel değerlendirmesi, popülasyonlar arası varyansla karşılaştırıldığında (örn, normale karşı anormal) normal popülasyon içerisinde küçük bir farklılık oluşturmuştur. Kombine cinsiyet normları içeren, nörometrik qEEG’nin daha konservatif bir yaklaşım olduğu düşünülmektedir.

qEEG anomalilerinin kendine özgü paternleri, farklı psikiyatrik bozukluklarda tanımlanmıştır (örn, depresyon, şizofreni, demans ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu [DEHB]) Bu durum, bozuklukların normal paternden ve yeri geldiğinde birbirinden ayırt edilebilmesine imkan verir [36]. Bağımsız laboratuvarlardan toplanan, hakemli makalelerde yayınlanmış çok sayıda veri,  nörometrinin çeşitli klinik popülasyonlardaki hassasiyetini bildirmiştir. Bunlar arasında kafa travması [37], inme ve geçici iskemik atak [13,38], şizofreni [39], depresyon [40], marihuana suistimali [41] ve ADHD [42,43] yer alır.

Kantitatif elektroensefalografik özelliklerin azaltılmasının önemi

qEEG çalışmalarına yönelik eleştiriler çok defa, uygun önlemler alınmadığı takdirde yanıltıcı sonuçlar doğurabilen, çalışmadaki qEEG özelliklerinin fazlalığı üzerinde durur. İstatistik öncülüğünde veri azaltımı önem taşır. İlgili, bağımlı değişkenlerle anlamlı olarak ilişkili değişkenleri tanımlama kullanılan varyans analizi (ANOVA’lar) ve t-testlerden özellik seçimi gibi konvansiyonel veri azaltım yöntemleri kullanılmalıdır [44,45]. Değişkenler, qEEG ile bağımlı değişkenler arasındaki düzeltilmiş mültipl korelasyon katsayılarını maksimize edecek şekilde seçilmelidir. Uygulanan mültipl testlere yönelik (örn, Bonferroni, Tukey veya Greenhouse-Geisser) uygun düzeltmeler yapılarak, bağımsız olarak düşünülen her özellik serisi ile birlikte rezidüel kareler toplamı minimize edilmelidir. Buna paralel olarak, spesifik hipotezlere daha iyi atıf yapmak amacıyla değişken serisinin çok boyutluluğunu azaltmak için faktör ve diskriminant analiz kullanılabilir. Seçilmiş qEEG özellikleri, kademeli prosedürler ve split-half veya jackknifed replikasyonlar kullanılarak daha da azaltılabilir. 10:1 denek-değişken oranlarıyla ilgili konservatif kural her zaman korunmalıdır. Bu yöntemler, üzerinde çalışılan modeldeki maksimum varyanstan bağımsız olarak sorumlu olan değişkenlerin saptanmasına yardımcı olur. Bu şekilde, aldatıcı bulgu ihtimali minimize edilebilir ve qEEG bulgularının hassasiyeti ve özgüllüğü arttırılabilir.

Kantitatif elektroensefalografik kaynak lokalizasyonu

EEG frekans komponentlerinin nöroanatomik jeneratörleri hakkında bilgi edinmek, EEG nörofizyolojisi ve psikiyatrik hastalıkların nöropatolojisiyle ilgili modellerinin oluşturulmasında önemli açılımlar sağlar. Bu literatür derlemeleriyle ilgili, Hughes ve John [46] ve Alper ve arkadaşlarına bakınız [47]. Halihazırda mevcut olan, esas qEEG kaynak lokalizasyonlar yöntemi, değişken çözünürlüklü elektromanyetik tomografidir (VARETA) [48].  Yer kaplayan lezyonları olan hastalardaki radyolojik çalışmalarda, geniş band spektral parametrelerin VARETA harita korelasyonlarında görüldüğü üzere; EEG delta gücü lezyon hacmiyle ve EEG teta gücü bu tarz lezyonları çevreleyen ödem hacmiyle ilişkilidir [49–52]. Yakın zamandaki bir araştırmada, yer kaplayan çeşitli lezyonları olan bir grup hastada VARETA’nın kesinliği ileri teste tabi tutulmuştur. Delta ve teta frekans alanlarındaki VARETA solüsyonlarının Z uygunluğu, beyin ödem hacmi ve kitle merkezi açısından değerlendirilmiştir [53]. Yazarlar, VARETA’nın beyin lezyonlarının kesin lokasyonuna ulaştığı sonucuna varmıştır. Pascual-Marqui [54], LORETA analizlerini kullanarak (matematik açıdan VARETA’ya benzer, bir kaynak lokalizasyon algoritması), düşük kaynak hatalarını ve potansiyel verilerin primer duysal kortekste doğru lokalizasyonunu ispatlayarak bu tarz yöntemlerin ileri geçerliliğini test etmiştir. LORETA kullanılan yakın zamandaki bir çalışmada, Saletu ve arkadaşları [55] değişik temsili ilaçların farklı beyin bölgelerinde çeşitli değişiklikler indüklediğini saptamışlardır. Yapılan yorumlarda, psikotropik ilaçların etki şeklinin incelenmesinde bu tarz yöntemlerin işe yaradığı sonucuna varılmıştır.
Normal kişilerle spesifik ilaç-serbest hasta grupları arasındaki farklıkların, kişisel ilaçlar yoluyla indüklenen, gözlenen değişikliklere zıt olduğu saptanmıştır. Makelenin sonraki kısmında, çocuk ve ergenlerdeki dikkat eksikliği bozukluğu (DEB) ile ilgili nöroanatomik bir model geliştirilmesinde, VARETA’nın nasıl kullanılabileceğini ispatladık.

Erişkinlerdeki psikiyatrik bozukluklarda ilişkili kantitatif elektroensefalografik çalışmalar 

Demanslar

Demans hastalarında qEEG’nin kullanıldığı çalışmalar, konvansiyonel EEG bulgularıyla uyumludur. Bu çalışmalarda artmış delta veya teta gücü [56–70], azalmış ortalama frekans [68,71–73], azalmış beta gücü [74,75] ve azalmış oksipital baskın frekans bildirilir [60,65]. Pek çok çalışmada, alfa gücünün azalmasından önceki artmış yavaş aktivite, Alzheimer hastalığında ortaya çıkan en erken elektrofizyolojik gösterge olarak değerlendirilir [57,65,69,70,76,77]. Teta aktivite miktarı, kognitif bozulma [70,78,79] ile longitudinal takipteki klinik sonlanım [66,69,70,76,80] arasındaki en iyi korelasyonu gösterir. Artmış deltanın, artmış teta sonrası [67,70,80,81], şiddetli ileri demansla bağıntılı olduğu görülmektedir. Mültipl çalışmalarda, yavaş qEEG aktivite ölçümleri kullanılarak, Alzheimer hastalarının, deprese hastalardan ve normal kontrollerden kesin olarak ayırt edilebildiği bildirilmiştir [26,56,71,82]. Demans hastalarının çeşitli qEEG çalışmalarında, kognitif bozukluk şiddeti ile EEG yavaşlama miktarı arasında yüksek korelasyonlar olduğu bildirilmiştir. Bu özellikler depresyonda olmayıp, mülti-enfarkt demansta lokalizedir. Bu durum söz konusu bozuklukların Alzheimer demansından ayırt edilmesine imkan sağlar.

Alkol ve madde suistimali 

Son zamanlarda madde suistimali ile ilgili çeşitli çalışmalarda qEEG kullanılmıştır. Alkol bağımlılığında artmış beta rölatif gücüne dair tekrarlanmış raporlar söz konusudur [26,83–
86]. Esrar kesildiğinde veya akut maruziyet sonrası, özellikle ön bölgelerde artmış alfa gücü bildirilmiştir [41,87]. Crack kokain kullananlarda kesilmede, artmış alfa ve azalmış delta ve teta bildirilmiştir [88–92]. Alkol ve madde suistimalinde qEEG kullanımı, belirgin anomalileri açığa çıkarır. Etkiler, alınan uyuşturucuya bağlı olarak değişiklik gösterir. Düşük alfa ve beta ile birlikte artmış yavaş aktivite veya tersi kaydedilmiştir. Bu durum, üzerinde çalışılan maddelerin çeşitliliğini ve odaklanılan durum veya anatomik bölgelerdeki farklılıkları yansıtır. Alkolizmde artmış beta rölatif gücü ve kronik esrar veya crack kokain kullananlarda artmış alfa rölatif gücü olduğu hakkında bir uzlaşı söz konusudur. Laboratuvarımızdaki çalışmalarda [93], kronik kokain bağımlısı kişilerden oluşan popülasyon, ergenlik çağında kullanımın sonuçlarını araştırmak için ilk kullanım yaşı açısından (yaş b20 veya _20 yıl) ( genç başlangıçlı, n=52; erişkin başlangıçlı, n=48) gruplandırıldı. Ergenlik döneminde kullanmaya başlayanların qEEG’leri anlamlı olarak daha fazla teta fazlalığı içerdi. Bu durum, beyin fonksiyonu üzerinde bu tarz etkilere artmış yatkınlığı düşündürdü. Ayrıca teta fazlalığı, en hızlı nükseden kokain kullanıcı grubunu karakterize etti [94]. Ergenlik döneminde kullanmaya başlayan, grubun önemli bir kısmında (Pb0.04) halihazırda DEHB bulgusu veya öyküsü saptandı. Ergenlik çağında başlayan, kokain bağımlısı deneklerle erişkin başlangıçlı denekler arasında açık farklılıklar olduğu bildirilmiştir.

Şizofreni 

Dikkatli değerlendirmeye tabi tutulan, şizofren hasta gruplarıyla ilgili, çeşitli qEEG çalışmaları yapıldı. Değişmiş ortamala alfa frekansı veya azalmış alfa cevaplılığı ile birlikte[101–103], sürekli olarak alfa gücünde bir defisit olduğu bildirilmektedir [26,95–100]. Çeşitli çalışmalarda şizofrenide artmış beta aktivitesi bildirilmiştir [98,104–107]. Nöroleptik ilaç tipik olarak alfa gücünü [107–109] arttırır ve beta gücünü [110,111] düşürür. Bu durum ilaç yoluyla sapkın özelliklerin normalize olabildiğini düşündürür. Ayrıca çok sayıda çalışmada artmış delta veya teta aktivitesi bildirilmiştir [95,98,99,106,112–119]. Görünüşe göre uzun süreli nöroleptik tedavisi, artmış yavaş aktiviteye yol açabilir [120,121]. Bununla birlikte birkaç hafta ilaçtan uzak kalan hastalarda delta artışına dair [86,95,98] ve ilaca yeniden başladıktan sonra delta ve tetada azalmaya dair raporlar söz konusudur [108,118,122]. Şizofren hastalar, sol ön temporal bölgedeki artmış delta aktivite miktarı ile kontrollerden ayırt edilebilir [123].

Şizofrenideki heterojenlik, ilaç kullanan, kullanmayan ve hiç kullanmamış şizofrenlerden oluşan büyük bir örneklemde, qEEG değişkenlerine dayalı küme analizi kullanılarak belgelendirilmiştir. (1) Delta artı teta fazlalığı, (2) azalmış alfa ve beta ile birlikte teta fazlalığı, (3) beta defisiti ile birlikte teta artı alfa fazlalığı, (4) delta, teta ve betadaki azalmalarla birlikte alfa fazlalığı ve (5) beta fazlalığı ile karakterize, qEEG profilinin beş alt tipi tanımlanmıştır [124]. Hiç ilaç kullanmamış hastalar bu alt tiplerin üçüne gruplandırıldı.
qEEG profilleri bu küme analizi yoluyla belirlenmiş grupların bazısına karşılık gelen, şizofren hastaların, haloperidol [39] veya risperidonla [125] tedaviye farklı yanıtlar verdiği bildirilmiştir. Şizofren popülasyondaki heterojenlik, bir başka qEEG çalışmasında ortaya konmuştur [126,127]. Şimdi değindiğimiz küme analizinde, beş alt tipin tümündeki frekans bandlarında, qEEG asimetrisi saptandı [124]. Bunun yanısıra, ön bölgelerdeki serebral hemisferler içerisinde, devamlı olarak artmış koherans bildirilmiştir [115,124,128–130].

Duygudurumu bozuklukları 

Çeşitli qEEG çalışmalarında, deprese hastalarda artmış alfa veya teta gücü saptandı [26,71,131–137]. Serebral hemisferler içerisinde, özellikle ön bölgelerde, azalmış koheransla birlikte[26,115,143], defalarca asimetri bildirilmiştir [138–142]. Bipolar hastalıkta, ünipolar depresyonun aksine, alfa aktivitesi azalır [135,144] ve beta aktivitesi [26,145] artar. Bu farklılık, ünipoları önceden mani öyküsü olmayan, depresyon durumunda değerlendirilen bipolar hastalardan ayırt etmeye yarayabilir [143,145].

Mevcut qEEG çalışmaları, anksiyete, panik ve obsesif kompulsif bozukluğu olan hastalarda yüksek anomali insidansı olduğunu düşündürür [146–150]. Anksiyete bozukluğunda azalmış alfa aktivitesi [151,152] saptanmıştır ve obsesif kompulsif bozuklukta artmış teta aktivitesi bildirilmiştir [153,154].Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastaların iki alt tipi tanımlanmıştır. Bir alt grup, artmış alfa rölatif gücü göstermekte olup serotonerjik antidepresanlara pozitif cevap verirken (82%), artmış teta rölatif gücü gösteren ikinci alt grupta düzelme kaydedilmemiştir (80%) [155]. Yakın zamandaki raporlarda, cordance adındaki bir qEEG ölçüsünün, farklı antidepresanlara verilen klinik cevabın öngörülmesinde rol oynayabileceği bildirilmiştir [156–158]. Tedavi öncesinde ve fluoksetin, venlafaksin veya plasebo ile tedaviye başladıktan 48 saat ile 1 hafta sonra, bir qEEG çekildi. Tedavi cevabı 8 hafta içerisinde değerlendirildi. Başlangıçta qEEG farklılığı kaydedilmedi. Buna karşın, tedavi başladıktan 48 saat içerisinde plaseboya cevap verenlerde artmış prefrontal cordance ve ilaca cevap verenlerde azalmış prefrontal cordance görüldü. Cevap vermeyenlerin cordance değerlerinde hiç bir değişiklik görülmedi. Olumlu davranış cevabını önceleyen cordance değerlerindeki değişiklilerle birlikte, bu sonuçlara göre tedavi cevabına aracılık etmede prefrontal korteksin bir rolü olabilir. Halihazırda, bu araştırma 51 kişilik bu grubun dışında tekrarlanmamıştır.

Hafif kafa travması veya sarsıntı (concussion) sendromu

Bilinç kaybı olmaksızın hafif kafa travması sonrası, kognitif, hafıza veya dikkat eksikliği şikayetleriyle hastalar, işçi tazminatı ve maluliyet ödeneği yüzünden sıklıkla  psikiyatri departmanlarına başvururlar. Bu tarz vakalarda beyindeki fonksiyonel bozuklukla ilgili objektif kanıt elde etmek önem taşır. Şiddetli (Glasgow Koma Ölçeği 4–8) ve orta derecede (Glasgow Koma Ölçeği 9–12) kafa travmasıyla ilgili pek çok qEEG çalışmasında, bu tarz hastalarda artmış teta ve azalmış alfa gücü veya azalmış koherans ve artmış asimetri olduğu saptanmıştır. Bu ölçümlerdeki değişiklikler, uzun süreli sonlanımı en iyi öngören unsurlardır [159–162]. Hafif veya orta derecede kafa travmasından sonra devam eden qEEG anomalileri, şiddetli kafa travması sonrası saptananlarla benzer tiptedir; teta bandında artmış güç, azalmış alfa, düşük koherans ve artmış asimetri söz konusudur. Bu arada, boksörlerde [163] ve kafa toplarına çıkan profesyonel futbolcularda benzer EEG anomalileri bildirilmiştir [164]. Artmış fokal veya diffüz teta, azalmış alfa, azalmış koherans ve artmış asimetrinin, postconcussion sendromun ortak EEG göstergeleri olduğuna dair genel bir uzlaşı vardır. Normal kişileri hastalardan başarıyla ayıran qEEG değişkenlerine dayalı, diskriminant fonksiyonlara dair çeşitli bildirimler mevcuttur. Bunlar, hafif-orta derecede kafa travma öyküsü olan hastaları, belirgin klinik iyileşmeden yıllar sonra normal kişilerden başarıyla ayırmıştır [37,165]. Thatcher ve arkadaşları [166] qEEG bulgularının federal mahkemelerce kabul edilen tüm kriterleri karşıladığını iddia etmişlerdir.

Erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda kantitatif elektroensefalografi 

Bir qEEG çalışmasında, normal kontrollerde, DEB’li erişkinlerde ve DEHB kriterinin altında dikkat problemleri olan erişkinlerdeki qEEG bulguları karşılaştırıldı [167]. Alınan sonuçlara göre, her iki kontrol grubuyla karşılaştırıldığında DEHB olan erişkinlerde artmış teta mutlak ve rölatif gücü olduğu görüldü. Bu bulgu, DEHB olan çocuk ve ergenlerde daha sonra tanımlananlarla uyumludur. Normal kontroller ve DEHB olan erişkinlerle karşılaştırıldığında, DEHB dışında dikkat problemleri olan erişkinlerde, azalmış rölatif teta ve artmış rölatif beta gücü olduğu görüldü.

Kantitatif elektroensefalografi: kortikal disfonksiyon bulgularına duyarlılık

Biz, çeşitli bozukluklarda ortaya çıkan kortikal disfonksiyon belirtilerinin dokümantasyonunda, qEEG’nin duyarlılığını gösteren qEEG çalışması yayınladık. Bu çalışmalar, beyin fonksiyonunun belgelendirilmesi ve bu anomalilerin tedavi etkililiğinin değerlendirilmesinde qEEG kullanımını doğrulamaktadır.

Nöropsikiyatrik belirtiler eşliğinde veya belirtisiz başvuran sistemik lupus eritematozuslu hastalarda, qEEG kullanımının beyin disfonksiyonunun hassas bir göstergesi olduğu saptanmıştır [19]. Bu tarz 52 hastadan oluşan bir örneklemde, nörofizyolojik bir bozukluğun belgelendirilmesinde qEEG’nin % 87’lik bir hassasiyete ve % 75’lik bir özgüllüğe sahip olduğu saptandı. Ortaya çıkan nöropsikiyatrik problemin şiddeti ve tipi sayesinde tanımlanan qEEG profilleri çeşitlilik gösterdi. Hafıza ve kognitif problemlerle ilgili belirtileri olan hastalarda, demanstakine benzer qEEG profilleri görüldü. Buna karşın klinik depresyon bulguları olan hastalarda, duygudurumu bozuklukları olanlarınkine benzer qEEG bulguları görüldü. Tedavi öncesi ve sonrası test edilen 6 hastada, qEEG değişiklikleri klinik durumdaki değişiklikleri yansıttı. Ayrıca Lyme hastalığının beyin fonksiyonu üzerindeki etkilerinin belgelendirilmesinde, qEEG’nin faydalı olduğu saptandı [168]. Aktif Lyme hastalığı olan kişilerin % 75’inde anormal qEEG görüldü ve başarılı tedavi sonrası normalize olduğu saptandı. Aynı zamanda qEEG kullanımının, serebral iskeminin yol açtığı kortikal disfonksiyonun hassas bir göstergesi olduğu ortaya kondu [169,170]. Kardiyopulmoner bypass ameliyatı öncesi, 38 hastanın % 40’ında önceden mevcut kortikal disfonksiyon belirtileri kaydedildi. Anomali derecesi, postoperatif nöropsikolojik test performansı defisit oluşumunun habercisiydi.  Preoperatif ve 1 haftalık postoperatif qEEG karşılaştırmasında, ameliyattan üç ay sonra nöropsikolojik fonksiyonla pozitif bir korelasyon görüldü. Hafif kafa travmasında bildirilen qEEG bulgularının yanısıra, bu sonuçlar, çocuk ve ergenlerin kognitif fonksiyonunda açıklanamayan değişikliklerin olduğu durumlarda, qEEG’nin beyin fonksiyonu hakkında faydalı bilgiler verdiği fikriyle uyumludur.

Çocuk ve ergenlerdeki bozukluklarda kantitatif elektroensefalografik çalışmalar

Otizm

Otistik çocuklar ile eşleştirilmiş normal kontroller arasındaki farklılıkları tanımlamak için, çeşitli çalışmalarda farklı tip ve derecelerde EEG ölçümü kullanılmıştır [171]. Farklı EEG kayıt durumlarının (normal uyanma, II. evre, uyku ve kognitif aktivasyon sırasında)  kullanıldığı çalışmalarda, normal kontrollerde hemisfer farklılıkları bulgusu ve otizmde hemisfer farklılıklarının eksikliği bildirilmiştir [172–174]. Buna benzer en büyük çalışmada, otistik çocuklarda, normal kontrollerde, mental yaşça eşleştirilmiş henüz yürümeye başlayan çocuklarda ve yaş eşleştirilmiş zihinsel özürlü kişilerde qEEG incelendi [175]. Normal veya zihinsel özürlü kontrollerle karşılaştırıldığında, otistik çocuklarda, artmış frontal/temporal ve sol temporal total güç ve azalmış güç asimetrisi görüldü. Otistik çocuklar ve mental yaşça eşleştirilmiş henüz yürümeye başlayan çocuklarda, diğer iki gruba oranla daha büyük içinde-ve-arasında (within and between) serebral hemisferik EEG koheransı görüldü. Otistik çocukların EEG bulgularına göre, şiddetli matürasyon gecikmesini düşündüren, azalmış serebral hemisferik ve topografik ayırım söz konusuydu [176]. Başka psikiyatrik bozuklukları olan çocukları çok sayıda otistik çocukla karşılaştıran hiç bir qEEG çalışması yayınlanmamıştır. Bireysel otistik çocuklarda yavaşlayan EEG miktarına ve matürasyon gecikme derecesine dair qEEG ölçümleri, eğitimsel müdahale stratejilerinin geliştirilmesinde fayda sağlayabilir [177].

Diyabet hastası çocuk ve ergenlerde kantitatif elektroensefalografi kullanımı

Diyabet ve hipogliseminin beyin fonksiyonu üzerindeki etkilerine dair üç qEEG çalışması yürütülmüştür. İlk çalışmada, yaşça eşleştirilmiş kontroller ile insüline bağımlı 44 diyabetlide qEEG incelenmiştir. Hemoglobin A1c konsantrasyonları ile azalmış alfa rölatif gücü arasında anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Pozitif bir ketoasidotik epizot öyküsü, artmış delta-teta ve azalmış alfa rölatif gücü ile ilişkilendirildi [178]. Tip 1 diyabetli 28 çocukta ve yaş ve cinsiyetçe eşleştirilmiş 28 kontrolde, qEEG incelenmiş ve şiddetli hipoglisemi epizotları ile frontal/santral bölgelerdeki artmış teta ve oksipital bölgelerdeki artmış delta arasında bir ilişki ortaya konmuştur. Ayrıca alfa gücünde lokalize olmayan azalmalar saptanmıştır [179]. Yakın zamandaki bir çalışmada, diyabetli 19 çocuk ve diyabetsiz 17 çocukta, plazma glukoz konsantrasyonundaki kontrollü bir azalmanın etkileri incelendi. Azalmış glukoz, her iki grupta, artmış delta ve teta aktivitesiyle ilişkilendirilirken, diyabetli çocuklarda daha belirgindi.[180]. Yazarlar, glukoz metabolizmasındaki düzelmenin, diyabetli çocuklarda   qEEG anomali gelişimini önlemede önemli bir faktör olduğu sonucuna vardılar.

Spesifik gelişimsel bozukluklar

Dislekside gözler kapalı istirahat EEG’si ile yapılan qEEG çalışmaları, azalmış ve yükselmiş alfa veya beta gücü ve artmış teta gücü gibi, tutarsız bulgularla sonuçlanmıştır [181]. Bu tutarsızlıklar, büyük olasılıkla küçük örneklem büyüklüğünü, disleksi tanımlama yöntemlerindeki değişkenliği ve qEEG kayıt ve analiz tekniklerindeki farklılıkları yansıtır. Örneğin, normal örneklem ile saf disleksisi olan erkek çocukların iyice taranmış örneklemi arasında hiç bir farklılık kaydedilmemiştir [14,182].

Çeşitli çalışmalarda, öğrenme bozuklukları (ÖB’ları) olan çocukların daha az selektif örneklemlerinde qEEG anomalileri belgelendirilmiştir. Şiddetli heceleme bozuklukları olan çocuklarda, paryetal ve oksipital bölgelerde azalmış alfa ve beta mutlak ve rölatif gücü ve artmış temporal-paryetal/oksipital güç oranları görüldü. Her ikisi de azalmış topografik kortikal diferansiasyon belirtisiydi [181]. Ayrıca öğrenme bozukluklarındaki  qEEG anomalilerin doğasının yaşla birlikte değişebileceğini öne süren veriler de yayınlanmıştır [183]. Her ne kadar 8-9 yaş çocuklarında azalmış alfa görülse de, topografik dağılım farklıydı ve 10 yaşındaki çocuklarda fokal teta fazlalığı görüldü. Bu yaş etkisi tekrarlanmadı. John ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada [25], normal çocuklarla öğrenme bozukluğu olan çocuklar karşılaştırılırken yaş regresyon qEEG denklemleri kullanıldığında, yaş etkilerinin ortadan kalktığı ileri sürülmektedir. Öğrenme bozukluğu olan çocuklarda artmış teta ve azalmış alfa bulgusu tekrarlanmıştır. Hiperaktivite dışında dikkat problemi olan, öğrenme bozukluğu olan çocuklarda, artmış teta ve düşük alfa gücü görülmüştür [184]. Normal kontrollerle karşılaştırıldığında, hiperaktif ve öğrenme bozukluğu olan çocuklarda azalmış alfa ve beta gücü olduğu dikkat çekmiştir [185]. Bu çalışmalardan alınan farklı sonuçlar, büyük olasılıkla hasta seçim kriterlerinde ve elektrot kaydının lokasyonundaki farklılıkları yansıtmaktadır. Öğrenme bozuklukları olan çocuklardan oluşan büyük bir örneklemde ve kayıt bölgelerinin geniş topografik dağılımı boyunca incelenen qEEG anomalileri, önceden tanımlanan qEEG anomalilerinin çoğunun öğrenme bozukluklarındaki heterojenliğin bir göstergesi olduğunu ortaya koymaktadır [25].

John [186], ÖB’ları olan çocukları incelemek için nörometrik qEEG yaklaşımı kullanmıştır. Jeneralize ÖB olan 155 çocuğun ve spesifik ÖB olan (SÖB) 155 çocuğun örneklemlerindeki qEEG’ler nörometrik normal veri tabanıyla karşılaştırıldı. SÖB olan çocukların % 32.7’sinde ve ÖB olan çocukların % 38.1’inde anormal qEEG’ler saptandı. Buna karşın, normal çocuklardan oluşan bağımsız bir örnekleminin sadece %5.5’inde anormal qEEG’ler söz konusuydu. Çeşitli qEEG frekans anomali tipleri görülen çocuk yüzdesi sunuldu ve artmış delta veya teta ve azalmış alfa rölatif gücü içerdi. Bu iki grup çocuğu birbiriyle karşılaştıran, diskriminant bir fonksiyonun ulaştığı duyarlılık ve özgüllük seviyeleri olasılık seviyelerinin çok üstündeydi [25].

Henüz tanımlanmış olanlara benzer qEEG teknikleri kullanarak, Harmony ve arkadaşları  [177,187] belgelendirilmiş ÖB’ları olan çocuklardaki nörofizyolojik anomalilerin doğasını açıkladılar. ÖB’ları olan çocukların normal kontrollere oranla beyin matürasyon paternlerinin farklı olduğu görüldü. Normal kontroller içinde, artan yaşla birlikte frontal kayıtların koheransında bir azalma ve arka/verteks EEG koheransında bir artış söz konusuydu. Bu durum frontal kortikal bölgelerde artmış diferansiasyona ve temel duysal ve assosiasyon korteksi boyunca artmış iletişime işaret etti. Bu değişiklikler ÖB olan çocuklarda görülmedi. Buna karşın, bu  çocuklarda yaşla birlikte arka / verteks koheransında hiç bir değişim görülmezken, tüm yaşlar boyunca frontal koherans seviyeleri yüksekti. EEG koheransındaki değişiklikler yoluyla indekslenen beyin matürasyonu, öğrenme problemleri olan çocuklarda gelişimsel bir sapmaya işaret etti [177]. Bu bulgu, farklı fakat birbirine yakınlaşan qEEG özellikleri kullanılarak tekrarlandı. Heceleme problemleri olan çocuklarda, EEG’nin azalmış spasyal diferansiasyonu bildirilmiştir [181]. Ayrıca, spesifik okuma bozuklukları olan çocuklarda  paryetal/temporal ve oksipital EEG yapısı tek bir faktör yoluyla açıklanabildi. Buna karşın normal kontrollerde üç faktör gerekliydi [188]. ÖB olan 46 çocuk ile kontrol grubundaki 25 çocuğun qEEG VARETA görüntülerinde, ÖB olan çocukların frontal loblarında artmış teta ve kontrollerin oksipital loblarında daha fazla alfa aktivitesi görüldü [189]. Ayrıca kontrol popülasyonu ile disleksisi olan çocuklar arasında koherans farklılıkları olduğu bildirilmiştir. Serebral hemisferler arasındaki koherans kontrol grubundaki çocuklarda daha fazlaydı. Bu durum, disleksisi olan çocuklarda serebral hemisferler arasındaki bağlantı eksikliğinin daha fazla olduğuna işaret etti [190].

Burada sunulan qEEG bulgularının ve bizim kendi araştırmamızın gösterdiğine göre, ÖB’ları olan çocuklar heterojen bir popülasyonu temsil etmektedir. Harmony ve arkadaşları [187] mevcut qEEG anomali doğasının, okuma ve yazmadaki akademik performansla doğrudan ilişkili olduğunu göstermişlerdir. Artmış delta gücü veya azalmış alfa gücü yetersiz eğitimsel değerlendirmeyle, artmış teta veya azalmış alfa hafif anormal değerlendirmelerle ve artmış alfa ve azalmış teta iyi değerlendirmelerle ilişkilendirildi. Alfa defisiti ile birlikte teta fazlalığı, matürasyon gecikmesine bağlandı. Buna karşın delta fazlalığı serebral disfonksiyona işaret etti. qEEG,  öğrenme problemleri olan çocuklarda altta yatan nörofizyolojik disfonksiyonu olanları saptamada kullanılabilir. Bu bilgi, kaynak tahsisatını belirlemede ve iyileştirme programlarının tasarlanmasında fayda sağlayabilir. Yakın zamanda çevresel ve kültürel faktörlerin beyin gelişiminde oynadığı rol incelendi [191]. Ekonomik, sosyal ve kültürel yönden olumsuz koşulların yol açtığı öğrenme problemlerini geliştirme açısından yüksek ve düşük risk altındaki çocukların qEEG’leri karşılaştırıldı. Bu çocuklar 18-30 aylıkken, 4 yaşındayken ve 5-6 yaşında test edildi. Yüksek riskli çocukların frontal bölgelerinde artmış delta ve teta ve yanısıra arka bölgelerinde azalmış alfa saptandı. Her ne kadar bu qEEG farklılıkları yaşla birlikte azalsa da, frontal teta fazlalığı ve arka alfa defisitleri devam etti. Bu çalışma sonuçlarına göre, sosyokültürel etkiler EEG matürasyonuna katkıda bulunmaktadır. Benzer şekilde, Ito ve arkadaşları tarafından [192] şiddetli istismar görmüş çocuklarda, gecikmiş beyin gelişimine işaret eden, artmış interhemisferik koheransla karakterize EEG’ler olduğu bildirilmiştir.

Dikkat eksikliği bozukluklarında kantitatif elektroensefalografi çalışmaları

qEEG hakkında en fazla bilgi, DEB ve DEHB olan çocuk ve ergenlerden elde edilebilir. Bu konuda ayrıntılı bilgi topladık ve bu bozukluklara dair nörofizyolojik bir model oluşturduk. Dikkat eksikliği bozukluğu olan çocuklarda gerçekleştirilen önceki pek çok çalışmada, DEB veya DEHB olan çocukların küçük örneklemleri söz konusuydu. Santral, paryetal veya oksipital bölgeler içinde, 2-3 derivasyon EEG kayıtları  yapıldı. Bu eksikliklerine rağmen, bu çalışmalardan alınan sonuçlar rölatif olarak tutarlıydı. Hiperaktif çocuklarda, azalmış alfa aktivitesi ve artmış intrahemisfer koheransı[193], azalmış alfa ve beta aktivitesi [185] ve azalmış alfa ve beta mutlak gücü [194] bildirilmiştir. Bu çalışmalarda, santral ve paryetal/oksipital alfa ve beta defisitlerinin hiperaktif çocukların gözler açık EEG’sini karakterize edebileceği öne sürüldü.

Kayıt kanallarının sayısı arttırıldığında veya daha büyük çocuk örneklemleri test edildiğinde, daha tutarlı qEEG anomali paternleri ortaya çıkmaktadır. 21 Japon, 41 Çinli ve 29 Koreli çocuktan oluşan örneklemlerde, yaşça eşleştirilmiş normal kontrollerle ve davranış bozukluğu olan çocuklarla karşılaştırıldığında, sol santral veya oksipital bölgelerde azalmış alfa aktivitesi ile birlikte artmış delta ve hızlı teta ile karakterize gözler kapalı istirahat EEG’leri dikkat çekti [24]. Ayrıca DEHB/normal qEEG bulgularında bölgesel farklılıklar da bildirilmiştir [195]. Hiperaktivite veya eşlik eden öğrenme problemi olmayan, DEB olan 25 erkek çocukta ve yaşça eşleştirilmiş 25 normal kontrolde 16 kanaldan gözler açık istirahat EEG kayıtları alındı. DEB olan bu erkek çocukların qEEG’si jeneralize teta fazlalığı ve beta defisiti ile karakterizeydi. Teta fazlalığı en çok frontal/temporal bölgelerde ve beta defisiti en çok  temporal ve arka bölgelerdeydi. EEG kaydı okurken veya çizerken yapıldığında, bu farklılıklar artış gösterdi. Benzer şekilde El-Sayed tarafından, dikkat problemi olan çocuklarda, EEG sürekli performans gerektiren bir iş esnasında kaydedildiğinde, dikkat yükünde artış oldukça, frontal bölgelerde yavaşlayan qEEG miktarının ve beta defisit derecesinin arttığı bildirildi [233]. Yakın zamanda yayınlanan çeşitli çalışmalarda, dikkat problemi olan Avustralyalı çocuk ve ergenlerin çeşitli alt gruplarındaki qEEG incelendi. Bunların ve ilişkili bulguların bir değerlendirmesi yayınlandı [196]. Başlangıç çalışmalarında, DEHB olan 8-12 yaş aralığındaki çocuklarda ve büyük ölçüde dikkatsiz (inattentive) tipteki DEHB olan çocuklardaki gözler kapalı istirahat qEEG incelendi. Her ne kadar her iki grupta da artmış teta ve azalmış alfa ve beta görülse de, dikkatsiz alt grup sonuçları daha az şiddetliydi [197]. Sonrasında normal kontroller ile DEHB olan çocukların bu alt grupları arasındaki qEEG koherans farklılıkları incelendi  Daha kısa elektrot mesafelerinde, DEHB olan çocuklarda artmış intrahemisferik teta koheransı ve azalmış lateral koherans farklılıkları söz konusuydu. Daha uzun mesafelerde, DEHB olan çocuklarda azalmış alfa intrahemisferik koherans görülürken, frontal bölgelerde artmış teta ve delta ile azalmış alfa interhemisferik koherans görüldü. DEHB olan çocukların dikkatsiz alt grubunda, DEHB hiperaktivite alt grubundakilere oranla daha az şiddetli anomali söz konusuydu [196]. Yazarlar, bu bulguların DEHB’ndaki azalmış kortikal farklılaşma ve özelleşmeye işaret ettiği sonucuna vardılar. Clarke ve arkadaşları [198] DEHB olan 184 erkek çocuğun ve 40 yaş-ve-cinsiyet-eşleştirilmiş kontrollerin bir örneklemde üç DEHB alt tipinin varlığını belgelendirmek için qEEG’nin küme analizini kullandılar. 1. alt tipte artmış total güç, artmış rölatif teta ve azalmış rölatif delta ve beta dalgaları görülürken, 2. alt tipte artmış rölatif teta ve azalmış rölatif alfa ve artmış santral/arka rölatif delta görüldü. 3. alt tipte artmış rölatif beta ve azalmış rölatif alfa aktivitesi görüldü. Cinsiyet farklılıkları da incelendi. DEHB olan 100 kızın ve 40 yaşça ve cinsiyetçe eşleştirilmiş kontrollerin qEEG’lerini incelemek için küme analizleri kullanıldı [199]. İki küme belirlendi. Kontrol popülasyonuyla karşılaştırıldığında, en büyük alt tipte artmış total güç ve artmış rölatif teta ve azalmış rölatif delta ve beta gücü görüldü. İkinci alt tipte, artmış yüksek amplitüdlü teta ve yanısıra delta, alfa ve betada azalmalar görüldü. Normal kontrollerin nispeten küçük sayıda oluşu bu sonuçları etkilemiş olabilir (DEHB araştırmamızla ilgili sonraki tartışmalara bakınız)

DEHB’nda, qEEG’nin olası tanısal bir araç olarak klinik kullanımı, diskriminant analiz teknikleri kullanılarak incelenmiştir. DEHB olan 25 çocuğun % 80’ini ve 27 normal kontrolün % 74’ünü doğru bir şekilde sınıflandıran, diskriminant bir fonksiyon geliştirildi [195]. Bu diskriminant sonuçlar, Lubar ve arkadaşları [184,200] tarafından bildirilen, hiperaktivite dışı okuma bozuklukları olan, DEB olan çocuklarla ilgili sonuçlarla benzerlik gösterdi. Bu çocuk örnekleminin gözler açık istirahat EEG’si, özellikle frontal/temporal bölgelerde artmış bir teta-beta güç oranı ile karakterizeydi. 34 normal kontrole karşı, DEB olan 69 çocuğun % 79.2 oranında doğru tanımlanması söz konusuydu. Daha yakın zamanda, Monastra ve arkadaşları [201,202] gözler açık qEEG kaydettiler. DEB olan 176 çocuk, ergen ve genç erişkini ve DEHB olan 221 çocuk, ergen ve genç erişkini, 85 normal kontrolden ayırt etmek için orta hat santral bölgesinden itibaren teta-beta güç oranı kullandılar. %86 – % 90 arasında duyarlılık oranları ve %94 ile % 98 arasında özgüllük oranları bildirdiler.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda ilaç etkileriyle ilgili çalışmalar 

Çeşitli çalışmalarda, tedavi öncesi EEG ile metilfenidat veya d-amfetamin tedavisine verilen cevap arasındaki ilişki incelenmiştir. Daha önceki bir çalışmada, minimal beyin disfonksiyonu olan, 6-9 yaş aralığındaki erkek çocukların metilfenidat tedavisine cevap verme olasılıklarının, anormal konvansiyonel EEG ve silik nörolojik bulgular mevcut olduğu takdirde, olmamasına oranla [203] daha fazla olduğu bildirilmiştir. Bu sonuçlar tekrarlanmamıştır. Halperin ve arkadaşları [204] tarafından, konvansiyonel EEG’de anomali varlığının veya yokluğunun metilfenidata verilen cevabı öngörmediği bildirilmiştir. DEHB’da uyarıcı ilaçlara cevap veren ve vermeyenler arasında qEEG farklılıkları bildirilmiştir. d-veya 1-amfetamin tedavisine cevap verenlerde, artmış baskın doruk beta frekansı ile karakterize ilaç öncesi qEEG’ler ve cevap vermeyenlerle karşılaştırıldığında teta ve alfa gücünde anlamlı olmayan artışlar görüldü. 250 milisaniyeden fazla, artmış görsel uyandırılmış potansiyel N220 değerleri ve 13 Hz’nin üzerinde artmış ortalama beta frekansı, cevap verenlerin % 100’ünü ve cevap vermeyenlerin % 70’ini doğru tanımlamıştır [205].  Metilfenidat tedavisi öncesi toplanan, gözler kapalı istirahat EEG’lerinden elde edilen yaş regresyonu yapılmış qEEG özellikleri, diskriminant bir fonksiyon geliştirmek için kullanıldı. Bu diskriminant fonksiyon ile DEHB olan erkek çocuklardan 16 cevap vereni 12 cevap vermeyenden ayırt edildi. Cevap verenler sürenin % 81’inde doğru tanımlanırken, cevap vermeyenler % 83’ünde doğru tanımlandı. qEEG’lere cevap verenler anlamlı gelişimsel sapma ile karakterizeydi (herhangi bir yaşta anormal qEEG bulguları), buna karşın cevap vermeyenler anlamlı matürasyon gecikmesi ile karakterizeydi (daha küçük yaşta normal qEEG bulguları) [206]. Yaş regresyonu yapılmamış qEEG özelliklerini kullanarak, % 73.3 oranında metilfenidat tedavi cevabını doğru öngörmüş olan Steinhausen ve arkadaşları [207] tarafından saptanan bulgular göz önüne alındığında, bu bulgular diskriminant sonuçların kesinliğini arttırmaktadır. Metilfenidat tedavisine cevap veren, DEHB olan çocuklarda(n = 10), cevap vermeyenlere oranla daha az frontal teta ve alfa ve daha fazla frontal beta aktivitesi olduğu bildirilmiştir [208].

Üç raporda ileri sürüldüğüne göre, metilfenidat veya d-amfetamin, tedaviye cevap veren DEHB olan erkek çocukların qEEG’sinin normalleşmesine yol açmaktadır [199,209,210]. Bununla birlikte, ikinci bir çalışmada, Clarke ve arkadaşları [211] uyarıcı ilacın, DEHB olan erkek çocukların beta fazlalığı ile karakterize qEEG’lerinin normalleşmesine yol açmadığını saptadılar. Bu çalışmaların her birindeki örneklem büyüklüğünün küçük oluşu (25), bu sonuçların olgunlaşmamış olduğunu gösterir. Suffin ve Emory [43], dikkat veya afektif bozukluk tanısı konmuş, 100 hastadaki qEEG’yi incelediler. Frontal alfa fazlalığı kaydedilen, afektif bozukluğu olan 10 hastanın 9’unun ve dikkat bozukluğu olan 15 hastanın 13’ünün antidepresanlara cevap verdiğini; frontal teta fazlalığı kaydedilen, dikkat bozukluğu olan 7 hastanın 7’sinin uyarıcı ilaçlara cevap verdiğini; frontal alfa fazlalığı artı frontal hiperkoherans kaydedilen, dikkat bozukluğu olan 5 hastanın 5’inin ve afektif bozukluğu olan 20 hastanın 17’sinin bir antikonvülsiyon artı lityuma cevap verdiğini ve frontal teta fazlalığı artı hiperkoherans kaydedilen, dikkat bozukluğu olan 3 hastanın 2’sinin ve afektif bozukluğu olan 2 hastanın 2’sinin bir antikonvülsana cevap verdiğini bildirdiler. Enteresan olsa da, bu sonuçlar küçük örneklemlere dayandırılmış, tanı kriterleri sunulmamış ve alınan sonuçlar henüz tekrarlanmamıştır. Bu sonuçlar, teta ve alfa fazlalığı alt tiplerinin uyarıcı ilaca cevap verebileceğini ortaya koyan çalışmalarımızla uyumlu değildir (daha sonra tanımlandı).

Öğrenme ve dikkat bozukluklarında nörometrik kantitatif elektroensefalografi

Önceden belirtilen pek çok çalışma sonucuna göre; öğrenme ve dikkat problemleri olan çocukların tanı ve değerlendirilmesinde qEEG önemli bir rol oynayabilir. Bu kanıta rağmen, karma klinik popülasyonlardaki qEEG ölçümlerinin duyarlılık ve özgüllüğüne dair bilgi edinme maksadıyla, qEEG’nin klinik kullanımı sorgulanmıştır [212,213]. Bu bölümün amacı, son 25 yıl boyunca Beyin Araştırma Laboratuvarlarında geliştirilmiş olan, çocuk psikiyatrik qEEG veri tabanını kullanarak bu bilgiyi sağlama yönündedir. Bu bölüm içerisinde, ÖB’ları olan çocuklardaki beyin fonksiyonunu değerlendirmek için qEEG kullanmış olan John ve arkadaşlarının [25]çalışmasını gözden geçirdik. Bunun yanısıra, DEB ve DEHB olan çocuklardaki qEEG ile ilgili yakın zamandaki çalışmalarımızı gözden geçirdik [214–216] ve bu iki çalışmada yer alan, ÖB ve DEB/DEHB olan çocuklarla normal  çocukların bir karşılaştırmasını sunduk  [42]. Ayrıca qEEG’nin, DEB ve DEHB ile ilgili farmakolojik müdahale esnasında, ilaç seçimini optimize etmede fayda sağlayabileceğine dair kanıtlar ortaya koyduk. Bu bilginin ve bahsedilen araştırmanın, öğrenme ve dikkat bozukluklarının tanı ve tedavisinde qEEG rutin klinik kullanımının doğrulanması için yeterli olduğunu ileri sürdük.

DEB ve DEHB olan tüm çocuklar Sidney, Avustralya’daki Gelişimsel Pediatri ve Öğrenme Bozuklukları Kliniği’ne (Developmental Pediatrics and Learning Disorders Clinic) sevk edildi. 407 çocuktan oluşan bir örneklem, Haziran 1991 ile Aralık 1992 tarihleri arasında değerlendirildi. Tüm çocuklar bir pediatri nöroloğu tarafından muayene edildi ve nöropsikolojik ve qEEG değerlendirmeleri yapıldı. Test sırasında çocukların hiçbiri ilaç kullanmadı. Epilepsi, ilaç suistimali, kafa travması veya psikotik bozukluk öyküsü olan çocuklar hariç tutuldu. Klinik sınıflandırmada Diagnostic and Statistical ManualIII (DSM-III) kriterleri kullanıldı [214]. Bu örneklem, % 78’inde normal IQ skorları olan, 6-17 yaş ( yaş ortalaması 10.8 yıl) aralığındaki çocukları içerdi. Bu örneklemin % 43.9’unda DEHB, % 40.5’inde DEB vardı. % 15.6’sının kriterleri DEB’nun altındaydı. Bu sonraki grubun dikkat problemleri oranı yüksek olduğu halde, hiç impülsivite veya hiperaktivite görülmedi ve dikkat alt grubu-ATT olarak adlandırıldı. Tüm örneklemin % 58’inde bir okuma bozukluğu mevcuttu.

Bu çocukların 152’sine dair tedavi cevabı verileri elde edildi. % 42.8’i deksamfetamin,  % 53.3’ü metilfenidat ve % 3.9’u tioridazin tedavisine pozitif cevap verdi. İlaç seçimi çocuğun klinik tablosuna dayandırıldı. Başlangıç değerlendirmesi esnasında ilaç öncesi zorlayıcı bir eşleştirilmiş-ortak öğrenme ödevi verildi ve deksamfetamin veya metilfenidat deneme dozu sonrası tekrarlandı. Başlangıçta metilfenidat ile test edilen 13 çocukta ve deksamfetamin ile test edilen 18 çocukta, diğer ilaçla ilgili yeni test ve yerleştirmede bir yan etki gelişti (azalmış hafıza performansı). Tioridazin tedavisine cevap veren 6 çocuğun hepsinde, deksamfetamin ve metilfenidata karşı bir yan etki gelişti ya da eşleştirilmiş-ortak performansta sıfır değişim söz konusuydu. Tedaviye başlandıktan 6 ay sonra tedavi cevabı değerlendirildi. Bu değerlendirme, öğrenme veya davranışta ebeveyn ve öğretmen değişim oranlarını ve yanısıra Connors ve Diagnostic and Statistical ManualIII değerlendirme ölçeklerindeki ebeveyn/öğretmen oranlarını içerdi.

ÖB olan popülasyonlar, ÖB tek bir akademik alanla sınırlı ve tam-ölçekli IQ skorları normal olan, SÖB olan 127 çocuğu (yaş ortalaması 11.4 yıl) ve ÖB iki veya daha fazla akademik alana yayılmış ve tam ölçekli IQ skorları 65 ile 84 arasında olan, 115 çocuktan (yaş ortalaması 11.8 yıl) oluştu [25]. Her ne kadar ÖB ve SÖB olan bu çocuklar, DEB veya DEHB için spesifik olarak taranmamış olsa da, hiperaktivitesi olan çocuklar hariç tutuldu ve tümü öğrenme problemleri dolayısıyla kendi okulları tarafından seçilmişti. Bu çocuklarda bilinen nörolojik herhangi bir bozukluk kaydedilmedi. Normal kontroller, 6-17 yaş aralığındaki 310 çocuktan oluştu. Bu normal örneklemin toplanması ve geçerliliği hakkındaki ayrıntılar yayınlanmıştır [10]. Bu normal veri tabanlarının geçerliliği ve güvenilirliği hakkındaki ifadeler, makalenin başlangıç kısmında yer almaktadır.

Aşağıdaki bölüm, dikkat ve öğrenme problemleri olan çocukların dahil edildiği, önceden yayınlanmış araştırmamızın özetini teşkil etmektedir [42,214–216]. Normal veya düşük IQ gruplarındaki DEHB ve DEB olan çocukların çoğunda, normal veri tabanıyla karşılaştırıldığında qEEG anomalileri görüldü. Bu popülasyondaki 407 çocuğun % 80’den fazlasında, qEEG frekans anomalisi oluştu. Teta ve alfa fazlalığı en yaygın anomali bulgusuydu. Frontal ve santral bölgeler, tutulma ihtimali en yüksek olan bölgelerdi ve anomali jeneralize olduğunda, magnitüdü genellikle bu bölgelerde en yüksekti. Yaklaşık % 35’inde inter-ve intrahemisferik anomali mevcuttu ve şunları içeriyordu: (1) sol ve sağ frontal kayıtlar arasında ve her hemisferin içindeki frontal ve temporal kayıtlar arasında teta veya alfa aktivitesinin artmış koheransı, (2) sol ve sağ arka temporal ve paryetal bölgeler arasında azalmış koherans, (3) her hemisferin içinde, artmış frontal gücü yansıtan, frontal/arka güç asimetrisi ve (4) sağ hemisferde görülme olasılığı büyük olan güç fazlalığı eşliğinde, arka temporal ve paryetal bölgelerde sol/sağ hemisfer güç asimetrisi. Normal veya azalmış alfa ortalama frekansının eşlik ettiği, teta veya alfa fazlalığı içeren, qEEG anomalisinin iki ana alt tipi tanımlandı. Bu çocukların yaklaşık % 10’unda beta fazlalığı vardı.

   Çift taraflı karşılaştırmaların duyarlılık ve özgüllüğünü incelemek için, kademeli bir şekilde multivaryat diskriminant prosedürler kullanıldı. Normal kontroller, DEHB/DEB olan çocuklardan % 93.7 oranındaki duyarlılık ve % 88.0 oranındaki özgüllük ile ayırt edildi. Düşük IQ’lu, DEHB veya DEB olan çocuklar ile normal çocuklar arasında ve DEHB ve DEB olan çocuklar arasında qEEG farklılıkları mevcuttu. Bununla birlikte normal popülasyon ile DEB veya DEHB olan popülasyon arasındaki farklılıklarla karşılaştırıldığında minimal düzeydeydi. İkincil bir ÖB’nun varlığı veya yokluğu, gözlenen qEEG farklılıklarının hiç birine katkıda bulunmadı. DEHB veya DEB olan popülasyon, dikkat problemine ikincil olmayan ÖB’ları olan çocuk popülasyonuyla karşılaştırıldığında, qEEG farklılıkları olduğu görüldü. DEHB veya DEB olan çocuklar, ÖB’ları olan çocuklardan  % 97 oranındaki duyarlılık ve % 84.2 oranındaki özgüllük ile ayırt edilebilir.

Aynı zamanda qEEG’nin uyarıcı ilaç tedavisine verilen cevap üzerinde de faydalı olduğu ispatlanmıştır. Dekstroamfetamin veya metilfenidat tedavisine kısa süreli ( bir doza verilen başlangıç cevabı) pozitif cevap veren kişiler ile fayda görmeyenler arasında qEEG farklılıkları saptanmıştır. Her ne kadar bu diskriminant fonksiyonun hassasiyet ve özgüllük seviyeleri ılımlı olsa da (sırasıyla % 68.7 ve % 67.5), başlangıçta dekstroamfetamin veya metilfenidat tedavisine negatif cevap veren çocukların sınıflandırılmasında fonksiyon tamdı (%84.8). Dekstroamfetamin veya metilfenidata verilen, uzun süreli tedavi cevabını öngörmede, tedavi öncesi qEEG ve davranış ölçülerinde % 83.1 oranında bir duyarlılık ve % 88.2 oranında bir özgüllük görüldü. DEHB olan popülasyon içinde, alfa fazlalığı olan çocukların % 93.7’sinin (16), beta fazlalığı olan çocukların % 83.3’ünün (6) ve teta fazlalığı olan çocukların % 75’inin (40), uyarıcı ilaçlara uzun süreli pozitif cevap verdikleri görüldü. DEHB ile alfa veya beta fazlalığı olan çocukların, her iki uyarıcı ilaca da negatif cevap vermediği görüldü. Buna karşın, teta fazlalığı olan çocukların % 17.5’inin dekstroamfetamin tedavisine negatif cevap verdiği görüldü. DEHB olan çocuk popülasyonu içinde, beta fazlalığı olan çocukların % 66.7’sinin (6), alfa fazlalığı olan çocukların %54.5’inin (11) ve teta fazlalığı olan çocukların % 33.3’ünün (27) uyarıcı ilaç tedavisine pozitif cevap verdiği görüldü. Beta fazlalığı ile DEB olan çocukların, her iki uyarıcı ilaca da negatif cevap vermediği görüldü. Alfa fazlalığı olan, metilfenidat tedavisi gören 8 çocuktan birinde, uzun süreli negatif cevap görüldü. Buna karşın, teta fazlalığı olan çocuklarda dekstroamfetamin veya metilfenidat tedavisine negatif cevap verme ihtimali % 30’a ulaştı.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve dikkat eksikliği bozukluğu: matürasyon gecikmesi veya gelişimsel sapma mı?

   Matürasyon gecikmesi (daha küçük yaşta normal qEEG) ve gelişimsel sapmanın (herhangi bir yaşta anormal qEEG) nörometrik qEEG özelliklerine göre, büyük ölçüde frontal ve santral bölgelerle lokalize örneklemimizin % 35’inde gelişimsel sapma mevcuttu. % 7’sinde büyük ölçüde arka bölgelerde matürasyon gecikmesiyle ilgili belirtiler söz konusuydu. Altta yatan nörofizyolojik bir mekanizma olarak, DEHB ve DEB’da rol oynayan matürasyon gecikmesiyle ilgili ileri kanıt elde etmek için, DEHB veya DEB olan popülasyonumuzun qEEG’leri bir yaş fonksiyonu olarak değerlendirildi. Dört yaş aralığı boyunca (5–7, 8–10, 11–13 ve 14–17 yaş) rölatif gücü, mutlak gücü, ortalama frekansı, güç asimetrisini ve koherans değerlerini karşılaştırmak için, mültipl ANOVA’lar kullanıldı. qEEG anomali derecesi stabildi. Bu yaş aralığı boyunca oluşan, anomali derecesindeki sistematik azalmalar, anlamlı değildi. qEEG değerlerinin yaş regresyonu yapıldığında, normal DEHB ve DEB farklılıklarının paterni, erken okul yıllarından ergenlik çağının sonlarına kadar sabit kalır. DEHB olan çocuklarda görülen, yükselmiş frontal teta aktivitesi, DEHB olan erişkinlerde de bildirilmiştir. Bununla birlikte beta defisitin yaşla birlikte azaldığı saptanmıştır[167,217].

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve dikkat eksikliği bozukluğu ve öğrenme güçlüğünde nörofizyolojik alt tipler 

DEHB veya DEB olan 344 çocuk ile ÖB veya SÖB olan 245 çocuktan oluşan örneklemler içinde temel nörofizyolojik alt tipleri tanımlamak için küme analizi prosedürleri kullanıldı. Küme analizinin altında yatan istatistiksel varsayımlarla uyum sağlayacak şekilde, qEEG özelliklerini önceden seçtik ve analize dahil edilen sayıyı sistematik bir biçimde sınırlandırdık. Seçilmiş qEEG değişkenleri,  DEHB ve DEB olan çocukları normallerle, ÖB ve SÖB olanları normallerle ve DEHB veya DEB olan çocukları ÖB veya SÖB olan çocuklarla karşılaştırılırken en yüksek ANOVA değerlerinin elde edildiği değişkenlerdi.Biz tüm çocuk popülasyonu boyunca en büyük varyansı gösteren değişkenleri seçtik. Bu kriterleri karşılayan, 35 qEEG değişkeni kullanılarak küme analizleri gerçekleştirildi. Küme çözümlerini incelerken tekrarlanan bir yaklaşım benimsedik. Üç kümeyle başlayıp, bir sonraki yeni küme çözümü başarısız olana kadar devam ettik. Giderek popülasyonu 10’dan fazla kişiden oluşan kümelere böldük. Beş-küme çözümü, en açık biçimde tanımlanmış küme yapısını oluşturdu. Küme analizleri, veri tabanımızın ve tüm veri tabanının split-half replikasyonları üzerinde gerçekleştirildi. Split-half sonuçlar, beş kümede optimaldi ve birbirini tekrarladı.

Birinci küme, jeneralize alfa fazlalığı ve delta mutlak ve rölatif güç defisiti, artmış frontal teta koheransı ve alfa koheransı ve paryetal ve arka temporal güç asimetrisi ile karakterizeydi. İkinci küme, jeneralize teta mutlak ve rölatif güç fazlalığı, azalmış alfa ortalama frekansı ve artmış frontal teta koheransı ile karakterizeydi. Üçüncü küme, jeneralize teta, alfa ve beta mutlak güç defisiti, jeneralize delta fazlalığı ve alfa rölatif güç defisiti ve azalmış frontal alfa koheransı ile karakterizeydi. Dördüncü küme, frontal/santral delta ve teta fazlalığı, jeneralize alfa mutlak güç defisiti, jeneralize delta ve teta fazlalığı ve alfa rölatif güç defisiti, azalmış teta ve alfa ortalama frekansı, azalmış frontal ve santral alfa koheransı ve frontal, santral ve temporal güç asimetrisi ile karakterizeydi. Beşinci küme, temelde normal qEEG bulguları ile karakterizeydi. Bu beş-küme çözümünde, DEHB veya DEB olan çocukların % 98’inden fazlası bir ve ikinci kümelere yerleştirildi. ÖB’ları olan çocuklar beş küme içerisine eşit olarak dağıtıldı. DEB veya DEHB olan, birinci kümedeki 49 çocuk ve DEB veya DEHB olan, ikinci kümedeki 59 çocuk hakkında uzun süreli uyarıcı ilaç tedavisi cevap verileri mevcuttu. Birinci kümedekiler uyarıcı ilaçlara  % 75.5 oranında pozitif cevap verirken, negatif cevap verenlerin oranı % 6.1’idi. Bununla birlikte %18.4’ünde ölçülebilir hiç bir değişim gözlenmedi. İkinci kümede, uyarıcı ilaçlara pozitif cevap verenlerin oranı % 50.8, negatif cevap verenlerin oranı %15.2’idi. Bununla birlikte % 33.9’unda hiç bir değişim görülmedi.

DEHB veya DEB olan beş hastada, birinci ve ikinci kümelerin kitle merkezine en yakın VARETA görüntüleri hesaplandı. Günümüzde, teknik problemler, ÖB veya SÖB olan çocuklarda VARETA sonuçlarını incelememize engel olmaktadır. 11 Hz’deki (alfa fazlalığı) birinci kümeyle ilişkilendirilen VARETA görüntülerinde, öncelikle maksimal kortikal anomaliler görüldü ve bunlar görünüşte sağ paryetal kortikal bölgelerden kaynaklanmaktaydı. İkinci küme VARETA görüntülerinde (5.4 Hz’deki teta fazlalığı) öncelikle temporal kortikal ve hipokampal anomaliler görüldü. Birinci küme 5.4-Hz bandındaki ve ikinci küme 11-Hz bandındaki VARETA görüntüleri normal sınırlar içindeydi.

   Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu/ dikkat eksikliği bozukluğuyla ilgili önerilen nörofizyolojik model

Önceden tanımlanmış küme analiz sonuçlarına göre, DEHB ve DEB’nda görülen qEEG frekans anomalileri, teta veya alfa mutlak veya rölatif güç fazlalığını içerir [218–220]. İki farklı fakat birbiriyle bağlantılı nöral sistemin, teta ve alfa frekans bandlarının içindeki EEG üretiminde rol oynadığına dair kanıt mevcuttur [3,5]. Görünüşe göre teta, septal-hipokampal yol içerisinde üretilirken, alfa frekansı talamokortikal ve kortikal-kortikal devreyi içermektedir. Septal nucleus ve nucleus accumbens, teta-üreten septal-hipokampal yol içerisinde, D2 reseptörleri yoluyla, ventral tegmental bölgeden dopaminerjik inervasyon aracılığıyla inhibitör modülasyona maruz kalır [221,222]. Septal nucleus’u düzenlemede etkili olan bu hipokampal yollarla birlikte, hipokampal ve singulat korteksi kolinerjik eferentler modüle eder. Septal-hipokampal yolun aşırı aktivasyonu ile veya ikincil olarak negatif dopaminerjik düzenlemeden disinhibisyon aracılığıyla teta fazlalığı oluşabilir [223].

   Talamokortikal alfa-üreten yoldaki birçok farklı değişiklik, alfa fazlalığıyla sonuçlanabilir. Talamik yol, asetilkolin aracılığıyla ortabeyin retiküler oluşum sebebiyle pozitif modülasyona ve gama-aminobütirik-asit yoluyla talamustaki nucleus reticularis aracılığıyla negatif düzenlemeye ve beraberinde dopaminerjik striatal/nigral sistem yoluyla ileri modülasyona maruz kalır. Bu sistem düzenlemesindeki değişiklikler, muhtemelen dopaminerjik nigral sistem vasıtasıyla azalmış modülasyonun yol açtığı aşırı talamus aktivasyonu veya prefrontal korteksin yetersiz aktivasyonu ve sonucunda oluşan nucleus reticularis kaynaklı disinhibisyon aracılığıyla alfa fazlalığına yol açabilir. Teta veya alfa fazlalığı, düşük dopamin seviyelerinden kaynaklanabilir. Bizim qEEG bulgularımız, Levy [224] tarafından ifade edilen dopaminerjik DEHB teorisiyle uyumludur. Bu teoriye göre, DEHB, prefrontal ve striatal aktivite merkezleri arasındaki polisinaptik dopaminerjik devrelerin bir bozukluğudur. Bu bulgular aynı zamanda Niedermeyer ve Naidu [225] tarafından ileri sürülen nörofizyolojik DEHB modeliyle de uyumludur. Bu modelde de prefrontal, frontal ve striatal ve talamik bağlantılar vurgulanmıştır.  Önceden bahsedilen model aynı zamanda, MRG ve pozitron emisyon tomografik görüntüleme çalışmalarıyla ve dikkat ve öğrenme problemleri olan çocuklardaki kortikal ve subkortikal işlev bozukluklarıyla ilgili davranışsal, farmakolojik ve nöroanatomik çalışmalar yoluyla da desteklenmiştir [226–232]. Bizim görüşümüze göre, DEB belirgin bir sebebi ve dar bir fenotipi olan tek bir hastalık oluşumu olarak tanımlanamaz. Daha ziyade DEB, dikkat ve öğrenme problemli çocuk popülasyonu içerisindeki, farklı nörofizyolojik alt tiplerle temsil

KAYNAK: http://www.childpsych.theclinics.com/article/PIIS1056499304000744/abstract(Üyelik gerektirir)
JANUARY 2005 (VOL. 14, ISSUE 1)
EMERGING INTERVENTIONS
The role of quantitative electroencephalography in child and adolescent psychiatric disorders
Robert J. Chabot, PhDa, Flavia di Michele, MDb, Leslie Prichep, PhDac
a Department of Psychiatry, Brain Research Laboratories, New York University School of Medicine, 462 First Avenue, OBV—Room 884, New York, NY 10016, USA
b Department of Neuroscience, Tor Vergata University, IRCSS, 00133 Rome, St. Lucia, Italy
c Nathan Kline Institute for Psychiatric Research, Orangeberg, NY 10962, USA

Corresponding author
PII: S1056-4993(04)00068-9
doi:10.1016/j.chc.2004.07.005