Psikanaliz ve Psikanalitik (Psikodinamik) Psikoterapiler:

Bu grupta yer alan psikoterapiler Freud’un dinamik bilinçdışı ve psikolojik çatışma kuramını temel alırlar. Bu tedavilerde temel amaç hastanın çözümlenmemiş çocukluk çağı örselenmeleri temelinde oluşan ve semptom olarak ortaya çıkan bilinçdışı çatışmalarına içgörü kazanarak erişkin iletişim ve davranım özelliklerini kazanmasıdır. Hastanın sorununun şimdiki olaylardan çok geçmişten kaynaklandığı düşünülüyorsa dinamik psikoterapi uygun bir seçim olabilir.

Psikanalitik kavram ve teknikler:

Bilinç öncesi: Bilinç alanımızda olmadığı halde dikkatimizi yönelttiğimizde anımsayabileceğimiz bilgiler. (ilkokul öğretmenimizi anımsamak)

Bilinçdışı:

Kabul edilemez duygu ve dürtülerin bastırılarak unutulur ve bilincin dışına depolanır. Örneğin 3 yaşında bir çocuğun kardeşini öldürme isteği kabul edilemez olduğundan bastırılır ve bilinçdışına atılır. Dil sürçmeleri ve rüyalarda ise ortaya çıkar. Bu bakışa göre kişi özgür olduğunu sanır ancak düşündüğü kadar bağımsız değildir. Bilinçdışı nın yazdığı senaryoyu oynamaktadır. Eş seçimi, iş seçimi tesadüfen değil bilinçdışı gereksinimlere göre gerçekleşmektedir.

Ego:

Kişinin ruhsal aygıtının gerçekle ilişki içerisinde olan bölümüdür. Egonun işlevleri, gerçeklik duygusunun korumak, gerçeği sınamak, uyumu sağlamak, dürtüleri düzenlemek ve kontrol etmek, diğer kişilerle ilişkileri ve bilişsel, savunma amaçlı işlevleri düzenlemektir.

Serbest çağrışım:

Ne denli kabul edilemez, utanç verici ya da önemsiz gözükürse gözüksün, hastanın aklına gelen düşünceleri sansür koymaksızın terapiste açıklamasıdır. Hastanın çağrışımlarının hekimi ve hastayı bilinçdışı çatışmalara yönlendiren bir sıra izleyeceği varsayılır.

Düşlerin yorumlanması:

Dinamik psikoterapilerde düşlerin günlük olayların bilinçdışını uyarması sonucunda oluştuğu ve bilinçdışına giden bir yol olduğu kabul edilir. Düşlerin görünen içeriğinin yanında bir de çözümlendiğinde ortaya çıkan, bilinçdışı gizli bir anlamı vardır. Hasta sorununu adeta sanatsal bir anlatımla, simgeler ve çarpıtmalarla tanınmaz hale getirerek sahneye koymaktadır.

Olgu-1:

25 yaşında evli bir çocuklu bayan hasta, hastanemizin acil polikliniğine, çarpıntı, nefes alamama yakınmaları ile başvurmuş ve yapılan tetkiklerde semptomlarını açıklayacak bir organik patoloji saptanamamış, panik atak tanısı ile psikiyatri polikliniğimize gönderilmişti. Psikiyatrik muayenesinde panik atak geçirmeden bir gün önce eşinin erkek arkadaşının kendisine elle sarkıntılık ettiğinden, ikinci görüşmede şöyle bir rüya gördüğünden söz 306 Psikoterapiler etti “rüyamda tesettürlüyüm, bayılmışım, yerde yatıyorum. Beni bir erkek ayıltmış, ancak kim olduğunu bilmiyorum. Aramaya gidiyorum. Bir gölün karşı kıyısında onu buluyorum. Ondan bana doğru havada bir elma uçarak yavaşça geliyor, elmayı alıyorum, bir kez ısırıyorum. Gene kayboluyor, aramaya devam ediyorum ve onu bir otel odasında bir başka erkekle birlikte, balerin elbiseleri giymiş durumda buluyorum; şişman, kel ve göbekli biri imiş.”

Bu rüya çok yüzeyel olarak araştırıldığında bile, hastanın cinsel dürtülerinden korktuğu, suçluluk hissettiği (rüyada kapalı giyinmesi-“ben tahrik etmedim”, elmayı ısırmış olması- ilk günah-) hekim tarafından anlaşılabilir ve böylece henüz iç dünyası tam anlaşılmamış olsa da çatışmalarına dair bir ipucu elde edilebilir ve hastayı daha zengin bir bakışla kavramak mümkün olur. Psikoterapiye alınan bir hastada ise bunlar hasta birlikte araştırılır ve hastanın da bilinçdışı süreçlerini kavramasına yardım edilir.

Dil sürçmelerinin yorumlanması:

Dil sürçmeleri de tıpkı düşler gibi bilinçdışı içeriğin bilinç alanına sızması olarak kabul edilir.

Olgu-2:

İrlanda göçmeni Amerikalı bir Katolik ailenin, 11 çocuğunun dokuzuncusu. Birkaç seneliğine Türkiye’ de çalışıyor. Erkek arkadaşlarıyla ilişkilerini sürdüremediği yakınmaları ile başvurmuş. Babasının ölümünden söz ederken cenaze (funeral) yerine, düğün (wedding) kelimelerini, kullandı. Sonraki, görüşmelerde babasının kendisinden 2 yaş büyük ablasını tercih ettiğini algıladığı, bu duruma çok içerlediği, kızdığı anlaşıldı. Babası 9 yaşında iken ani bir kalp krizi ile ölmüştü, Ardından kendisini onun zaman zaman ölmesini dilediği için suçlu hissetmeye başladığını fark etti. Babasına yönelik öfkesi bastırmasına karşın bir dil sürçmesi ile açığa çıkmıştı.

Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi dil sürçmesi hastanın bilinçdışı süreçleri hakkında hekime ipucu vermekte onu daha derinden kavramasına yardım etmektedir.

Aktarım ve karşı aktarım:

Bütün psikiyatrik tedavilerde hasta ile terapistin ilişkisi tedaviye yardımcı olabileceği gibi ket de vurabilir. Hekim hasta ilişkisinin bir gerçekçi tarafı, bir de gerçek dışı tarafı vardır. Bu ilişkinin gerçekçi yönü hastanın ve terapistin birlikte sorunu çözümlemeye çalışırken, hem hastanın çocukluk çağında yerleşmiş olan temel güven duygusuna, hem de hekimin hastasının onuruna saygı duymasına, onu olduğu gibi kabul etmesine bağlı olarak gelişen terapötik işbirliğidir. Psikoterapide çok yakın bir ilişki kurulur ve hasta çok özel duygularını paylaşır, oysa terapist kendisi ile ilgili ya hiç bilgi vermez ya da çok sınırlı bilgi verir. Terapist daha çok dinlediğinden hasta ona yönelik fanteziler kurmaya başlar ve ilişkinin gerçek dışı tarafı gelişmeye başlar; hasta ebeveynlerine ya da onların yerine geçen kişilere karşı hissettiği duyguları ve dilekleri terapistine yönlendirir. Buna aktarım adı verilir. Aktarım duyguları olumlu (terapist çok değerli, nitelikli, sıradışı algılanır) ya da olum- Prof. Dr. Mine Özmen 307 suz (korkulacak, eleştiren, değer vermeyen biri olarak algılanır) nitelikte olabilir. Her iki durum da hastanın çözümlenmemiş çocukluk çağı çatışmalarını tekrarlama gereksinimini yansıtmaktadır. Sıklıkla aktarım hem olumlu, hem de olumsuz duyguları içerir; sevgi, nefret, kıskançlık, öc alma isteği gibi duyguların karmaşık bir bileşiminden oluşabilir. Bu davranışı tanımak ve bu tür taleplere karşılık vermemek ancak bu tür bilinçdışı davranışları anlamak ve hasta ile birlikte çalışmak psikoterapinin temelidir.

Psikoterapötik süreç içerisinde hekimin de hastaya yönelik bazı duyguları ortaya çıkacaktır. Bu duygular bazen doğrudan hastanın iç dünyasının yansımasıdır. Ancak bazen de hekim kendi geçmişi nedeniyle hastayı gerçekdışı bir biçimde algılayacak ve kendi beklentilerini hastaya yansıtabilecektir . İdeal olarak terapistin kendi aktarım duygularından haberdar olması ve bunların onun nesnelliğini etkilemesine izin vermemesi gerekir. Bu da eğitim sürecinde uygulanan denetim seansları ve bir çok kez terapistin kendisinin de terapi sürecinden geçmesi ile sağlanır. Örneğin sınır kişilik bozukluğu tanısı ile psikoterapiye alınmış hasta, geçmişten gelen nedenlerle, halihazırdaki tüm ilişkilerinde olduğu gibi hemen her başvurduğu hekimde de şiddetli öfke duyguları uyandıracaktır . Ayrıca hekim de örneğin kendi geçmişindeki öfkeli ve ona haksızlık eden bir ebeveynle olan çatışmalarının etkisi ile çok daha fazla öfkelenebilir ve bunu ayırdemezse hastayı hiç farketmeden reddebilir, tedavinin erken sonlanmasına neden olabilir. Eğitim görmüş bir terapist ise bu duygularını tanır, kendisinden gelen faktörleri farkeder ve bu duyguları hastasının yararına kullanarak onun içdünyası hakkında bilgi veren bir kaynak olarak kabul eder. Böylece herkes ondan uzaklaşırken terapist kendisine biçilmiş rolü oynamaz ve hastanın kendisine yansıttığı olumsuz duyguları modifi ye ederek geri yansıtabilir. Karşı aktarım ve aktarım kavramları hasta hekim ilişkisi açısından da önemli kavramlardır. Hasta hekim ilişkisinde ortaya çıkan güçlü duygular muhtemelen her iki tarafın da kendi geçmişlerinin etkisiyle bugünkü ilişkilere taşıdıkları duyguları ve beklentileri içerir. Örneğin yitirdiği büyükbabasına çok bağlı bir hekim onun ölümünden bilindışı bir suçluluk hissetmektedir. Yaşlı hastalarından bazılarını sık sık kontrole çağırmakta, gelmezlerse merak etmekte, bazen gereksiz olsa da ilaçlar yazmaktadır. Bu durumda karşı-aktarımdan sözetmek gerekir; hekim aslında kendi bilinçdışı sıkıntı ve suçluluk duyguları ile mücadele etmektedir.

Aktarım duyguları ve karşı aktarım duyguları terapi sürecinde güçlükler yol açabilir. Hasta seansları uzatmaya çalışır, ek seans talep edebilir ya da hekimi intiharla tehdit edebilir. Hekim de hastasına gereksiz yere öfkelenebilir yada aşırı ilgi gösterebilir. Ancak nasıl tanınacağı ve baş edileceği bilindiğinde hem hastanın, hem de hekimin kendisini daha iyi tanımasını sağlar ve tedaviye çok yardımcı olur. Aktarım ve karşı aktarım en yoğun olarak uzun psikodinamik psikoterapi uygulamaları sıarsında gelişmekle birlikte, her türlü hekim hasta ilişkisinde de ortaya çıkar, olumsuz olduğunda hastanın tedavisi güçleşir (bakınız:olgu-4).

Yorum:

Hastanın daha önce anlamadığı ya da ona anlamsız gelen duygu ve davranışlarının psikolojik anlamları hakkında açıklamalar yapılmasıdır. Şimdiki çatışmalar ve buna etki 308 Psikoterapiler eden ve geçmişten gelen faktörler hastaya açıklanır. Uygun zamanda yorum yapabilmek klinik tecrübe ile kazanılan bir deneyimdir. Yorumlar dinamik psikoterapinin önemli gereçlerinden biridir. Hâlihazırdaki savunma mekanizmalarına yönelik yüzleştirmeler dinamik yorumlar olarak tanımlanır (“sizi reddedeceğimden korktuğunuz için bana olan öfkenizi dile getiremiyorsunuz”). Aynı zamanda bu savunmaların hastayı istenmeyen istek ve duygulanımlardan nasıl koruduğu da açıklanır (“kırılmaktan koktuğunuz için uzak duruyorsunuz; böylece risk almıyor, kendinizi koruyorsunuz”). Çatışmalar çocukluk ergenlik ve erken erişkinlik döneminden kaynaklanabilir. Şimdiki tepkilerin daha önce oluşmuş affektif çatışmalara dayandığının açıklanması genetik yorum olarak adlandırılır ( Çocukken anneniz sizi anlamadığında öfkelenir, “huysuz” bir çocuk olurdunuz, şimdi de hekimlerin sizi anlamadığını hissedince öfkeleniyor ve önerilerine uymamakta direniyorsunuz”). Başka yineleyen tutumlara yönelik bağlantılar kurularak yorumlar birbirine bağlanır (“Ben sizinle görüşmeye geldiğimde de hemen reddetmiştiniz”), böylece hasta bunları ilişkilendirmeye ve bütünleştirmeye devam eder.

Direnç:

Hasta bir yandan değişmek için psikoterapiye gelirken, diğer yandan semptomlarını çatışmalarını çözmek için kullandığından, bunların yerine yenilerini, koymak kolay olmaz. Bir süre sonra direnç ortaya çıkar. Bilinçli olarak bilgi vermemek, sessiz kalmak, seans içerisinde çok konuşmak ancak kendi iç dünyası hakkında bilgi vermemek, randevusunu unutmak, kısacası terapötik çalışmayı engelleyen her durum direnç olarak kabul edilir. Psikoterapötik sürece devam edebilmek için dirençlerin çalışılıp çözümlenmesi gerekir.

Psikanaliz:

Uzun psikoterapilerin en yoğun ve uzun türüdür. Psikanalize alınan hasta, bir kaç yıl boyunca haftada 3-5 kez görülür. Hasta sedire yatar ve terapist onun görüş alanının dışındadır. Hasta sansür koymaksızın aklına gelenleri söyler ( serbest çağrışım), böylece düşünce zinciri mümkün olabilecek en derin kaynağına kadar izlenir. Görülen rüyalarla ilişkili ve terapistle ilgili çağrışımlar da bu çerçeve içerisinde dile getirilir. Analist netleştirme ve yorumlarla hastanın yaşamını olumsuz etkileyen çatışmalarını çözümlemesine ve çalışmasına yardım eder. Hasta çok motive, stabil, sözel psikolojik kavramları kullanabilir olmalı, analiz sırasında ortaya çıkabilecek gerilimleri dürtüsel ya da regresif davranışlar sergilemeksizin tolare edebilmelidir. Çocukluk yaşantılarının terapötik ilişki içerisinde ortaya çıktıkça çalışılmasına dayanır. Çocukluk dönemindeki önemli kişilerle kurulmuş olan ilişki biçiminin terapistle ilişkide tekrar yaşanacağı varsayılır ve ortaya çıktığında çözümlenmeye çalışılır. Haftada 4-5 kez görüşülür ve 3-6 yıl sürer, nörotik bozuklukların tedavisinde kullanılır.

Analist hastanın, bilinçdışı dilek ve inançlarla, bilinçli düşünce ve davranışları araşındaki bağlantıyı görmesine yardım eder. Hasta yavaş yavaş, kendi zihinsel yapısını kavrar ve Prof. Dr. Mine Özmen 309 bilinçdışı zihinsel süreçleriyle günlük düşünce ve davranışları arasındaki bağlantıları, davranışlarının sembolik anlamlarını kavrar ve bunları ortaya çıktıkça çalışmaya işlemeye devam eder.

Uygulayan kişiler eğitimin bir parçası olarak kendileri de psikanalizden geçerler ve deneyimli psikanalistlerin denetiminde hasta izlerler. Hem kısa psikoterapilere oranla daha etkili olduğu gösterilemediğinden hem de eğitilmiş kişiler sayıca az olduğundan, pek çok ülkede uygulanmamaktadır. Sınırlı sayıda bir hasta grubuna uygulanabilir.

Dinamik (Psikanalitik) Psikoterapiler:

Genel olarak kişilerarası ilişkilerle ilgili sorunlarda, uzun süren karmaşık emosyonel güçlükler yaşayan ya da çeşitli nedenlerle ruhsal gelişimleri aksamış bireylerde yararlı olur. Dinamik psikoterapide psikanalizden farklı olarak haftada 1 ya da iki kez görüşülür, karşılıklı koltuklarda oturulur, psikoterapist çok daha aktif, esnek ve eklektik bir yaklaşım içerisindedir. Gerekirse tedaviye diğer psikoterapötik teknikleri ve ilaçları da ekler.

Dinamik psikoterapilerde klasik psikanalizle aynı ilke ve teknikler kullanılır. Hastanın içsel yaşantısı ve bunların geçmişten gelen nedenleri üzerinde çalışılır. Psikanalize oranla daha geniş bir hasta grubuna uygulanabilir. Psikanalizdeki gibi amaç bilinçdışı çatışmanın çözümlenmesidir. Psikanalize uygun hastalar ve buna ek olarak kişilik sorunları ve nörotik semptomları olan hastalar için uygun bir seçimdir. Hastanın duyguları üzerinde çalışılır. Kişinin metaforları, sembolleri araştırılır. Bu arada hastanın halihazırdaki ilişkileri ve tedavi ilişkisindeki bozukluklar ve savunucu tutumları tanımlanır. Terapist bir önceki seansı şimdikine bağlar ve görünen içeriğin ardında gizlenen anlatımları araştırır. Özellikle terapinin erken dönemlerinde terapötik işbirliğinin kurulması tedavinin çok önemli bir kısmıdır ve bu da büyük ölçüde terapistin görevidir. Çatışmanın bilinçdışı kökenlerine daha az odaklanılır, terapist daha aktiftir. Destekleyici ve derinliğine araştırıcı olmak üzere 2 türde yapılabilir. Derinliğine araştırıcı türde hastanın savunma ve dirençleri analiz edilerek psikolojik çatışma ortaya çıkarılır ya da bilinçli hale getirilir, böylece çatışma yorum, içgörü ve içgörüden gelen motivasyonla değişim ortaya çıkar. Halihazırdaki ilişkilerde çatışmalar ortaya çıktıkça bunların bilinç öncesi ve bilinçli türevleri araştırılır.

İç dünyasını anlamaya çok istekli, ciddi sorunları olan, engellenmeye dayanabilen, psikolojik kavramları anlayabilen ve kullanabilen anlamlı ilişkiler kurabilen, dürtü kontrolü iyi, çalışabilen, analoji ve metaforları kullanabilen ve ilk görüşmelerdeki deneme yorumlarına yanıt veren hastalarda derinliğine araştırıcı; kronik ego kusurları olan, ağır yaşamsal krizle karşı karşıya olan, kaygıya dayanma kapasitesi düşük, engellenmeye dayanıksız, psikolojik kavramları kullanamayan, gerçeği test etme yetisi yetersiz, dürtü kontrolü zayıf, zeka seviyesi düşük, iç gözlem yapma yeteneği sınırlı, beyin hasarına bağlı bilişsel yeti yitimi olan hastalarda ve terapötik işbirliği kuramayan hastalarda ise destekleyici psikoterapi uygulanır.

Destekleyici psikoterapi hastanın yaşam koşulları, yetenekleri, kişiliği, hastalığının kısıtlılığı içerisinde işlevselliğini en üst düzeyde sürdürebilmesi için yapılır. İçgörü 310 Psikoterapiler oluşturmaktan çok çeşitli tekniklerele egosu güçlendirilir ve böylece iç ve dış gerilimlere dayanma kapasitesi güçlendirilir. Hasta acı veren çatışmalarını ve bunların doğurduğu huzursuzluğu bastırır ve semptomlarda azalma ortaya çıkar. Ciddi ego işlevlerinde zayıflık olan ya da psikotik semptomları olan hastalarda daha çok uygulanır. Akut yas tepkisi gibi ciddi kriz yaşayan sağlıklı kişilerde de kullanılabilir. Kronik hastalarda destekleyici psikoterapi uzun yıllar uygulanabilir. Hastayı desteklemek, olumsuz davranışlara sınır koymak, gerçeği test etme becerisinin artmasına yardım etmek, güven vermek, tavsiyelerde bulunmak ve sosyal becerilerinin gelişmesine yardım etmek, destekleyici tedavilerin amaçları arasında sayılabilir.

Hastanın dinamik psikoterapiye alınabilmesi için sorunu psikolojik kavramlarla açıklanabilir olması, hastanın da istekli olması ve bu kavramlarla yapılan açıklamaları anlayabilmesi (bir çok kez bunu sınamak için hastaya ilk görüşmede bir yorum sunulur ve yanıtı değerlendirilir), egosunun iç çatışmalardan kaynaklanan gerginliklerle baş edebilecek güçte olması ve psikoterapötik bir ilişkiyi sürdürebilmesi gerekir.

Kısa Dinamik Psikoterapiler:

1 yıldan az süren 10-40 seanstan oluşan ve psikanalitik teknikleri kullanarak bilinçdışı çatışmalara içgörü gelişimi hedefl enen psikoterapilerdir. Kuşkusuz tek bir yorumla bir semptom,bir kişilik özelliği ya da bir kimlik krizi çözülmez. En basit gibi görünen olguların bile bir çok işlevi vardır. Her zihinsel aktivitenin, dilekleri gerçekleştirmek, suçluluk duygularını gidermek, gerçeğe uyum sağlamak gibi amaçları vardır. Örneğin kendisini yersiz yere azarlayan patronuna yanıt veremeyip kolu tutulan bir hasta, hem öfkesini ifade etme-etmeme çatışmasının getirdiği gerginlikten kurtulmakta, hem ilgi görmekte, hem de işini yarım bırakmak zorunda kalarak patrona öfkesini dolaylı yoldan ifade etmektedir. Hastanın sıkıntısı, psikoterapötik süreç içinde bu karmaşık işlemleri tanımlayan pek çok yorumla giderilir. Ancak zamansalve ekonomik kısıtlamaların etkisi ile daha kısa, soruna odaklı ve terapistin çok aktif katıldığı kısa yaklaşımlar daha sık uygulanmaya başlamıştır.

Kısa tedaviler karakter değişiklikleri ile sonlanmasa da, hâlihazırdaki sorunu çözmeye yardım eder. Hasta ileride yardıma ihtiyaç duyarsa tekrar uygulanabilir. Değişik yaşam dönemlerinde farklı sorunlarla başa çıkmak için değişik yaklaşımlar gerekebilir. Yaşamın farklı dönemlerinde bireyin sorunlara yaklaşımı da değişebilir. Bir ergenin kimlik krizine yaklaşımla orta yaşlı birinin kimlik krizine yaklaşım farklı olabilir. Kısa tedavilerde de psikanalitik teknikler kullanılır ancak terapist daha fazla yüzleştirme yapar ve hastanın çağrışımlarını durmaksızın çatışmalı alanlara yönlendirir. Tedavinin başında terapist ve hasta kaç seans görüşecekleri konusunda anlaşırlar ve belli bir çatışma odak olarak seçilir. Kısa psikoterapi uygulamalarında hasta tedaviye kendi ifade ettiği ihtiyaç ve isteğe göre seçilmemelidir. Tedaviye almadan önce bilgi almak ve değerlendirmek amacıyla 1-2 ya da daha fazla görüşme yapılır. Bazı farklılıklar olmakla birlikte belli terapiye alma ölçütleri geliştirilmiştir. Değerlendirme görüşmesinde hastanın tablosu akut psikozda mental retardasyon, delirium, demans içinde ya da psikoterapötik çalışmada işbirliği yapamayacak kadar ağır depresyonda olmamasına dikkat etmek gerekir. Hastanın ağır sorunları olsa bile tedavi kontratını tartışacak ve tedavi şemasını takip edebilecek ego gücüne sahip olmalıdır. Terapötik sürecin sözlü etkileşimine sürekli olarak katılabilme yetisine sahip olması gerekir. Şizofreniform Bozukluk, Major Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarında hasta dışlama ölçütlerini doldurmuyorsa kısa dinamik psikoterapi uygulanabilir. Kısa dinamik psikoterapi için hasta psikolojik değerlendirmeye aktif katılım göstermeye istekli olmalı, spontan katkılarda bulunabilmeli, kendisi hakkında bilgi verirken dürüst olabilmeli, sorunların psikolojik kökenli olduğunu tanıyabilmeli, tedaviden beklentisi gerçekçi olmalı, esnek ve yeni fi kirlere açık olabilmeli ve makul bir özveride bulunmaya hazır olmalı, tedavi sırasında ortaya çıkabilecek gerginliklere dayanabilmelidir. Frajil ego yapılanmaları olan, (intihara meyilli, psikotik) ve dürtü kontrolu bozuk (sınır kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, madde kötüye kullananlar) hastalar için uygun değildir.

İyi tanımlanabilen tek bir soruna odaklanılan ve 90-120 dakikalık uzun seanslarla uygulanan tek seanslı psikoterapilerde her karşılaşma kendi içinde bir bütündür, ancak doğal olarak son çözüm ya da tam bir tedavi değildir. Ancak terapi seansındaki etkileşimin hastaya seans dışında hayatında değişiklik yapmak için güç verir. Bu etkileşim sonrasında hastanın atacağı küçük bir adımın daha sonra önemli değişimleri başlatabilir.

Kısa dinamik psikoterapilerden en çok diğer alanlarda başarılı uyum yapmış, sınırlı güçlükleri olan hastalar yararlanır. Bu bilgiye hastanın gelişim dönemlerinde uyumunu genel olarak gözden geçirirken erişilir. Sıklıkla hasta yeterli ölçüde işlevsellik düzeyini sürdürürken, spesifi k bir stressörün etkisiyle dekompanse olur.

Kısa dinamik psikoterapi bir sorun odağı tanımlanabildiğinde, sorun son zamanlardaki yaşam olayları ile ilişkili ise ve hasta hızla terapiye uyum saplayabilecek, aktif olarak çalışmaya katılabilecek durumda ise, kısacası hasta iyi seçilmişse daha çok etkilidir.

Psikodinamik yaklaşımların tedavi yaklaşımına bütünleştirilmesi, hastayı ilk görüş- meden itibaren, ilaçla tedavi edilecekse bile psikodinamik kavramlarla ele almak tedavinin ayrılmaz bir parçası olmalı, uygun hastalarda ağırlıklı olarak uygulanmalıdır.

Kaynak:

ÖZMEN, Mine, Prof. Dr. TÜRKİYE’DE SIK KARŞILAŞILAN PSİKİYATRİK HASTALIKLAR Sempozyum Dizisi No:62 •Mart 2008 S:303-322